Mafia III
Oyun dünyasının hiç kuşkusuz en popüler türlerinden birisi açık dünya yapılı oyunlardır. Açık dünya denince de akla gelen ilk isim GTA serisidir. Ancak GTA'nın yanında "Açık dünya bazlı oyunlar" tahtına oturma hakkını kazanan ve bana göre GTA ile aynı kademede olan bir oyun serisi daha vardır; Mafia serisi...
 
Mafia: The City of Lost Heaven, 2002 yılında 2K Czech'in elinden çıkmıştı ve o güne kadar eşi benzeri görülmemiş, hatta bana sorarsanız hala eşi benzeri bulunmayan bir oyundu. Aşırı gerçekçi açık dünya yapısı, araba sürüş mekanikleri, karakter animasyonları ve canlı şehir hayatı derken Mafia gerçekten zamanının en iyi oyunlarından birisiydi. Derin hikayesi ve kendine bağlayan karakteri ile 2002 yılında çıkan bir oyundan beklenmeyecek türde bir derinliğe sahipti. Araba fazla hız yapınca peşinize düşen polis mi dersiniz, benzin doldurma mekaniği mi dersiniz, kırmızı ışıkta geçince ceza alma mı dersiniz... Her şey gerçeğine uygun, her şey en ince ayrıntısına kadar düzenlenmişti.

2010 yılında yine 2K Czech tarafından piyasaya sürülen ve serinin ikinci oyunu olan Mafia II, bu sefer ana karaktere ve bu karakterin kişisel hikayesine daha fazla önem göstermişti. Çünkü 2010 yılına kadar hikaye açısından daha derin hikayelere sahip olan oyunlar piyasaya sürülmüş ve oyun sektörünün de çehresi bu yönde değişmişti. Bu nedenle de 2K Czech derin hikayeli, sempatik bir karakter yaratmak zorundaydı ve böylece de Vito Scaletta ortaya çıkmıştı. Mafia serisinin belki de en sevilen karakteri haline gelmişti. Trajik hikayesi ve beladan bir türlü kurtulmayan başı onu gerçekten 'inanılabilir' bir karakter haline getirmişti ve kendisi ile arkadaşı Joe Barbaro'nun ilk oyundaki ana karakter ile alakasını öğrenince gerçek bir şok yaşamıştım. Spoiler vermiyorum, oynadıysanız bahsettiğim sahne aklınızda canlanmıştır.

Bugün serinin üçüncü oyunu Mafia 3 çıktı ve Lincoln Clay olarak New Bordeaux'de geçen hikayemize başladık. Başladık başlamasına da, çok büyük problemler ile başladık. Öncelikle oyunu PC platformunda incelediğimi söylemek isterim. Her incelemede yazdığım gibi burada da sistemimi yazayım: Nvidia GTX 1070 ekran kartım, i5 6600 işlemcim ve 8 GB ram'im var. Yani Mafia 3'ün sistem gereksinimlerini hayli hayli karşılayabiliyorum. Ancak buna rağmen oyun 30 FPS limitini aşıyor. Nedeni benim sistemim ile alakalı değil elbette. Eğer haberleri takip ettiyseniz bundan da haberdarsınızdır zaten. Nedendir bilmiyoruz ancak yapımcı Hangar 13, 2K Czech veya yayıncı 2K oyunu 30 FPS kilidi ile çıkarma kararı almış. Bu yüzden dün geceden beri Steam'de adeta kıyamet kopuyor. Herkes ağzına geleni söylüyor oyun için. Bu devirde 30 FPS kilidi de gerçekten küfür gibi bir şey, ancak sırf bu yüzden oyunu yerin dibine sokamayız. 2K bu haftasonu bir yamanın geleceği sözünü verdi. O yama gelene kadar oyunun grafiksel yönünü bir kenara bırakalım ve geri kalanına bakalım.
Öncelikle şunu söylemem gerekir ki; bu oyundan hiç umutlu değildim. Genelde şöyle bir kanı vardır bende. Bir oyunun ne  kadar fazla reklamı yapılırsa, ortaya kötü bir şeyin çıkacak olması olasılığı da o kadar yüksektir. Elbette bu sadece benim fikrim ve genelde tutuyor. Mafia 3 de bu oyunlardan birisiydi. Steam sayfasına girdiğimde 19 tane video karşılıyor beni. 19. On dokuz! Nasıl bir reklam yaptınız yahu siz? Durun, her neyse, konumuz bu değil. Mafia 3'ün de bu kadar reklam yüzünden paraları toplayıp sonra başarısız olacağını düşünüyordum ve bu burukluk ile oyuna girdim. Kesinlikle kötü bir oyun değil. İyi bir oyun. Ancak bundan daha fazlası da değil.

Öncelikle müzikler... Ah o müzikler! Mafia 3, 1968 yılında geçiyor ve dönemin savaş-karşıtı, hırçın müziklerinin hepsine sahip! Müzikler belirli yerlere o kadar büyük bir incelikle yerleştirilmiş ki, her bir parçada ayrı mest oldum. Hele ki Rolling Stones'dan Paint it Black'in çaldığı sahneyi gördüğümde tüylerim diken diken oldu. Bir şarkı bir sahneye ancak bu kadar yakışabilirdi! Aynı şekilde araba ile turlarken çalan şarkılar, görev bitiminde duyduğumuz parçalar derken Mafia 3'ün kesinlikle şimdilik en beğendim yönü müzikleri oldu. Şehir her ne kadar boşmuş hissi verse de müzikler bu hissin kaybolması adına elinden geleni yapıyor.

Hikayemiz hakkında ufak bir özet geçeceğim, yalnız dikkat edin, bu paragrafta oyunun başlangıcı ile ilgili ufak bir spoiler olacak o yüzden istemiyorsanız bu kelimeden sonrasını, paragrafın sonuna kadar okumayın. 1968 yılında geçen Mafia 3'te Lincoln Clay adlı çok-ırklı bir yetimi oynuyoruz. Vietnam savaşından dönen Lincoln tekrar bakıcı ailesinin yanına yerleşir ve normal hayata alışmaya çalışır. Elbette ailesi tahmin edebileceğiniz üzere mafya mevzularına karışmış, tanınan bir ailedir. 'Sal' adı ile tanınan bir aile lideri ile işbirliği yaparak soyduğu bir bankanın sonunda eline geçen parayı bölüştürmek ve kutlama yapmak için ailesinin sahip olduğu barda bir kutlama yapmaktadır ve kutlama sırasında güvenerek hata yaptığı Sal ve iş birlikçileri ailesini yakıp kül ediyor, bu sırada kendisini de tam başından vuruyor. Lincoln bu noktada tüm ailesini kaybetmiş ve intikam için yanım tutuşmaktadır. Yavaş yavaş güç ve müttefik kazanıp hem Sal ve ailesini çökertmeli, hem de tüm şehre sahip olmalıdır. Kısacası Mafia 3'te intikamdan doğan bir güç savaşına şahit olacağız.

Yeni şehrimiz New Bordeaux'nün en büyük problemi, beklediğim kadar 'canlı' durmaması. Zaten önceki Mafia oyunlarının da genel problemi buydu. Ciddi havayı bozmak istemediklerinden midir yoksa gerçekten yapamadıklarından mıdır bilinmez ancak Mafia 2'de de aynı problem vardı, bunda da var. Şehir her ne kadar kalabalık olsa da hep yalnız hissediyorsunuz. Sokakta görülen insanlar fazla ruhsuz gibi duruyor. Elbette bir şeyler yapıyor, bir şeylerle uğraşıyorlar ancak nasıl desem... Dikkat çekici değiller, anlatabiliyor muyum? Bir işe yaramıyorlar yani. Çok anlamsız şeyler yazmış gibi hissediyorum ancak oyunu oynadığınızda demek istediğim şeyi anlayacağınızı düşünüyorum. Güncelleme sonrası ek: Yahu araba sürüyordum bugün, bir yayaya yanlışlıkla ufaktan değdirdim arabayı, bayağı kan sıçradı arabaya bildiğiniz ön tampon falan kıpkırmızı oldu. Çarptığım adam bir 'ah-uh' yaptı, sonra tepki yok. Dümdüz duruyor adam. Yahu hiç değilse ucuz bir ragdoll falan ekleseydiniz, onu da mı yapamadınız be abiciğim?

Sürüş mekanikleri oyuna biraz canlılık katmaya çalışmış, bunu rahatlıkla görebiliyorum. Virajlarda yaptığınız dönüşler sırasında kamera çok güzel açılardan değişmeye başlıyor ancak yine de kullandığınız şey bir arabaymış hissini vermiyor. Yol üzerinde kasıla kasıla ilerleyen bir at arabası kullanıyor gibi hissediyorum. Hele bir yere çarptığımda verdiği o ucuz his yok mu...
Gelelim animasyonlara. Açık dünya bazlı bir oyun yapacaksanız ve oyuncuya 'canlı bir dünya' sözü verdiyseniz bu bağlamda animasyonları da kusursuz ve gerçeğe yakın tutmanız gerekir. Lincoln ve etkileşim kurduğu özel karakterler animasyon konusunda hiç sıkıntı göstermese de diğer 'önemsiz' insanlar bu konuda büyük problemlere sahip. 2016 yılında hala kasıntı bir şekilde hareket eden karakterler görünce insan bir garip oluyor. Şehir zaten bu haliyle bile yeterince cansız gözükürken animasyonların da bu kadar sığ olması üstüne ekliyor resmen. Hatta belki de şehrin bu kadar cansız hissettirmesinin sebebi de budur. Ki zaten yapay zekada da açık açık bir problem olduğu ortada. Özellikle çatışmalarda bu problemi rahatlıkla görebiliyorsunuz. Savaş sistemi her ne kadar eğlenceli olsa da elinde pompalı tüfekle karşımda duran üç adamı yumruklarımla alt edebiliyorsam o yapay zekada sıkıntı vardır.

Mafia 3 gerçekten güzel bir savaş sistemine sahip. Zaten ikinci oyun da bu konuda gayet güzel şeyler sunuyordu. Siper al-ateş et mantığı ile işleyen savaş sisteminde siper alma ve savaş alanında hareket etme mekanikleri çok akıcı işleniyor. Lincoln her ne kadar ağır bir karakter gibi görünse de sahip olduğu askeri kabiliyetler sayesinde savaş alanında oldukça çevik bir biçimde hareket edebiliyor. Üstelik çoğu görevde dilerseniz sessiz hareket seçeneğini de seçebiliyorsunuz. Hiç arbede çıkarmadan, düşmanlarınızı gölgelerin içinde alt ederek gizli bir biçimde görevinizi tamamlayabiliyorsunuz. Mafia 3, savaş sistemi açısından benden artı puanı alıyor.

Gelelim görevlere. Şimdi görev sistemi klasik GTA mekaniğinden çok farklı. Zaten eski Mafia oyunlarını oynadıysanız bunun farkındasınızdır. Mafia'da genellikle ana hikaye ve ana hikaye ile uzaktan da olsa alakalı olan görevler bulunur. Mafia 3'te de durum hemen hemen böyle. Bazı görevler dolambaçlı yollara sokup 'ben bunu niye yapıyorum ya?' dedirtse de hepsi aslında aynı yere, şehirdeki en güçlü adam olma emeline bağlanıyor.

Asıl görevler gerçekten eğlenceli. Farklı mekanlara gidip zorlu düşmanlarla kapışıyorsunuz. Ancak bu asıl görevlere ulaşabilmek için öncesinde yaptığınız küçük görevler birbirinin o kadar aynısı ki, ilk Assassin's Creed'i oynuyormuş gibi hissettim. 'Sen bu adamı öldürmek istiyorsun ama önce gereksiz üç tane görevi başarmanız gerekiyor…


mac oyunlarõ