Quake 4
Quake yaratıcısı John Carmack Doom ile  ünlendi. Bu ünü almak taşımaktan kolaydı. Yapacağı oyunların hit olması gerekiyordu. Carmack'ın yaptığı her oyun klasik oldu.
 
Mac'de ilk Wolfenstein gördüğüm zaman ne çok sevinmiştim. Grafikleri ve oynanışı ile diğer oyunlardan da farklıydı. Arkasından Doom piyasaya çıktı. Heyecanla onu oynadık. Wolfenstein’dan çok daha iyi grafikleri ve korkutucu atmosferi ile FPS türünde bir çığır açmıştı. Oynanışı ve kuralları iyice oturtmuş bir şekilde karşımızdaydı. Hemen arkasından devamı geldi ve karanlık hikayeye geri döndük. Id Software bizleri Doom 3 ile oyalarken asıl bombasını patlattı arkadaşlar Quake 4... Quake yaratıcısı John Carmack Doom ile büyük ün yapmıştı. Carmack'ın yaptığı her oyun klasik oldu. Quake çıkar çıkmaz dünya piyasasında bomba etkisi yarattı ve rekor satış rakamlarına ulaştı. Müthiş grafik ve efektlerin yanında FPS türüne zıplama, eğilme gibi eklentilerin yapılması türe apayrı bir hava kattı. Quake'in single bölümünden sıkılan oyuncular multiplayer'ı denemeye karar verdiler ve asıl kıyamet o zaman koptu. Dünya üzerinde milyonlarca oyuncu LAN partilerinde Quake oynar oldu. Daha sonra açılan server'larla ülkeler arası Quake turnuvaları düzenlenmeye başlandı. Carmack 1999 yılında Quake 3: Arena'yı çıkardı.

Quake 4’ün açılış sahnesinde, uzay boşluğuna donuk gözlerle bakan bir askerin yandan silüetini orkestral müziklerle duymaya başladığımızda tipik bir başlangıç havası seziyoruz. Fakat izlediğimiz asker hafifçe yana doğru dönmeye başladığında onun sabit bir yerde duradığını, aslında uzay boşluğunda süzüldüğünü anlıyoruz. Üstelik kafasının diğer kısmı ve belden aşağısı olmadan... Parçalanmış asker cesedi yana doğru kaymaya başladığında müzikler şekilleniyor ve yapımcıların isimleri ekrana gelmeye başlıyor. Hemen ardından ise diğer cesetler ve parçalanmış bir uzay gemisinin ardında kalan enkazları süzülürlerken izliyoruz. Sonra da Quake 4 logosu... Bahsettiğim şık girişin ardından üç adet devasa boyutta uzay gemisinin gelişini ve deminden beri arkamızda gelişmekte olan büyük savaşın ayrıntılarını izledikten sonra artık oyunun bizi ilgilendiren kısımlarına odaklanıyoruz. Büyük bir savaşın ortasında sıradan bir asker olarak maceraya atılacağız. Quake 2’de hatırlarsanız Strogg’larla büyük bir savaşa girmiş, tüm düşman orduları ile tek başımıza savaşmıştık. Sonlara doğru düşman gemisine girip onu yok ederek son anda kaçmayı başarmış dünyayı büyük bir tehlikeden kısa süreliğine de olsa kurtarmıştık. Daha sonra ise insanlar, Strogg’ların yeniden gruplaştığına ve hızlıca güçlendiklerine şahit olunca büyük bir istilaya hazırlandılar. Askerlerin arasında sıradan bir kişi olarak biz de gemideki yerimizi alıyor ve Quake 4 ile Stroggos gezegenine doğru yol alıyoruz.

Quake 4 de serinin diğer oyunlarının aksine tek takılmıyorsunuz. Takım halinde ilerleyip ortalığı dağıtıyorsunuz. Takım arkadaşlarınızın yapay zekası gayet başarılı. Bunun yanı sıra düşmanlarında yapay zekalarını da hafife almayın. Öncelikle sürekli hareket halindeler, sağa sola zıplayıp veya yerde yuvarlanarak mermilerinizden kaçıp saldırabiliyorlar. Oyun, yapısı gereği karanlık ortamlarda geçiyor. Mesela bir koridora toplu halde giriyorsunuz ve bir anda elektrikler kesiliyor. Hemen takım arkadaşlarınız fenerlerini yakıp ortamı aydınlatıyorlar. Feneri tabancamız ve makineli tüfeğimizle aynı anda kullanabiliyoruz. Q4'ün açık mekanlarda grafik motoru çok başarılı, özellikle geniş alanlarda ekranın nerdeyse tamamını kaplayan boss'lar ile karşılaştığımızda ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ayrıca araç kullanımı Quake 4'de var. Oyunda kullanabildiğim araçlar tank ve robot oldu. Araçlarımızı kullanırken dikkat etmeniz gereken bir nokta var. Araçlarımızın armor'u yanında shield da var. Eğer kalkanınız tükenirse bir süre bekleyin. Bu sayede shield'ınız tekrar şarj oluyor ve yapılan saldırılardan daha az hasar alıyorsunuz. Araç kullanırken saldıran düşmanlar da farklılık gösteriyor. Genelde uzay mekikleri, sabit duran turret'ler ve bir anda yere düşen roketler. Bu roketler düştükten sonra kabak çiçeği gibi açılıyor ve makineli silahları ile size saydırmaya başlıyorlar. Çekinmeyin, zor yok edilen düşmanlar değil. İlk bölümlerde yaptığımız görevler genelde şu kapıyı aç veya şu askere eskortluk yap şeklinde. Q4 modifiye edilmiş yeni silahlar gerçekten göz kamaştırıcı. Şimdi silahlarımızı tanıyalım;
Blaster: Oyunun ilk silahı olması nedeniyle en güçsüz silah.
Machinegun: En çok kullanacağınız silah. Askerlere karşı etkili. Sağ tuş ile zoom'u açabilirsiniz.
Shotgun:Pompalı tüfek uzak mesafeler için güçsü ama düşmanla yüz yüze geldiğinizde çok etkili.
Hyperblaster: Bu silah ise seri şekilde plazma atabilirsiniz. Pek etkili değil.
Grenade Launcher: En gereksiz silahlarından biri. El bombasının mekanize olmuş hali.
Nailgun: Favori silahlardan biri. Çivi atarak düşmanları duvara mıhlıyorsunuz.
Rocket Launcher: Q3 Arena'da en çok kullanılan silah. Bu oyunda da etkisi öncekileri aratmıyor.
Railgun: Uzak mesafelerdeki düşmanları tek vuruşta indirebilirsiniz. Sağ tuş ile zoom'u açın.
Lightning Gun: Etkisiz silahlarından biri. Rakibinize elektrik dalgası verebiliyorsunuz.
Dark Matter Gun: Son silah olarak bulduğunuz için normal olarak oyunun en güçlü silahı.

İlk görevimiz, takımın diğer elemanları ile buluşmak. Ancak Quake 4’ün yapısı gereği görevlerde tek başımıza değiliz. Yanımızda yeni silah arkadaşlarımız var. Bunlar genelde üç kısma ayrılıyorlar; sıhhıye, normal asker ve armor gücümüzü yenileyen mühendis. Bu askerlerle birlikte savaşa girdiğimizde tam bir takım havası içine bürünüyoruz. Yeni geldiğimiz bir mekana tüm askerler siper alıyor ve bizim hareketimizi bekliyorlar. Çatışmalar esnasında herbiri kendi üstüne düşen görevi yaparken, çatışmanın ardından, eğer gücümüz veya armorumuz azaldıysa hemen asker arkadaşımızla etkileşime geçip, gücümüzü tazeleyebiliyoruz. Takım halinde ilerlemenin kötü yanları ise yok değil. Söz gelimi bir kapının açılıp, içine girmesi gereken kişi hep biz olduğumuzdan, tehlikeyle her an burun buruna gelme ihtimalimiz yükseliyor. Takım arkadaşlarımız ile ilgili minik bir not da kendi kişilikleri olduğu konusunda. Aslında çok geniş kapsamlı irdelenmese de askerler kimi zaman kendi aralarında şakalaşıyor ya da bize laf atıyorlar. Düşmanlarla kapıştığımızda heyecan dolu sözler sarfediyor, aniden karanlık bir ortama gidiğimizde hepsi el fenerlerini yakıyorlar.

Mekan tasarımları, kaplamalar, modellemeler ve animasyonlar kusursuz. Oyun uzay üssünde geçiyor. Ama dediğim gibi buradaki mekanlarda gerçekten olağanüstü. Ayrıca diğer oyunların aksine aksiyon sırasında çevreye zarar verme olayı uygulamamışlar. Nedeni ise motorun oyun performansını etkilemesini istememişler. Işık ve gölge oyunları insanı kendinden geçiriyor. Her ışığın ortamlara, silah arkadaşınıza ve silahınızın üzerine yansıması inanılmaz. Işık geldiği yöne göre bazı bölgeleri gölgelendirebiliyor. Ayrıca koridorlardaki borulardan çıkan dumanlar, camların arkasından görünen yerlerde yamulmalar, daha önceden ayarlanmış script sahneler ve telsizinize gelen yardım çığlıkları oyunun atmosferinde tavan yaptırıyor. Özellikle oyunun başında karakter modellemeleri ile dikkatleri üzerine çeken grafikler daha sonra bölüm tasarımlarıyla tavana vuruyor. Sürekli yanıp sönen ışıklar, sağda solda bozulup, kırılan, kıvılcımlar saçan paneller, borulardan çıkan sıcak gazlar ve ışıklar ile doğru orantılı oluşan gölge efektleri ile gayet güzel bir görüntü çiziyor oyunumuz. Yarı canlı yarı robot olan düşmanlarımızın tasarımları gayet korkunç olduğu gibi ilerleyen bölümlerdeki büyük ve kopleks harita tasarımları da son derece güzeller. Aktörlerin seslendirdiği oyun karakterleri ses konusunda oyunun artı puan almasını sağlıyor. Askerlerin herbirinin kendine has aksanı olması ve de sürekli ortama heyecana uyan bir şekilde konuşmaları artı özellikler.


mac oyunlarõ