Call of Duty 7 Black Ops
Her Call of Duty oyununda olduğu gibi Black Ops’ta da birden fazla karakteri kontrol ediyoruz, ancak bu kez ön plana fazlasıyla çıkan, hem ses, hem de görüntü olarak tasvir edilen bir adamımız var; Alex Mason.
 
Black Ops’un işleniş biçimi, kurgusu ve genellikle sizi ters köşelere yatırması sebebiyle takdiri sonuna kadar hak ediyor. Öncelikle şuna açıklık getirelim: Black Ops, kesinlikle Vietnam propagandası yapmıyor. Bilirsiniz, genellikle Hollywood menşeili çoğu filmde Vietnam Savaşı’nda hep zaferlerden söz edilir, olmayan zaferlerden... Konumuz, Nova 6. Çok tehlikeli, kullanıldığında kısa sürede ölümlere yol açabilecek ve nerede olduğu bilinmeyen bir silah. Nazi Almanya’sı geride mi kaldı dersiniz? Bence bunun etkilerini oyunda fazlasıyla göreceksiniz. Hikâye detaylarının açığa çıkmaması için pek derine girmiyorum, ancak maceramız İngiliz, Amerikan ve Sovyet güçlerinin kapışmalarına sahne oluyor. Hatta Almanya’yı da işin içine katalım. Dünyadaki tehlikeye yol açabilecek her gelişmede olduğu gibi Nova 6 konusunda da Amerika’nın bilgisi var. Buna seyirci kalınması düşünülemez. Dönemin Amerika Başkanı Kennedy’den emir alıyor ve yola koyuluyoruz, ancak iş bununla sınırlı kalmıyor. Black Ops’da gerçekte yaşanmış birçok olaydan esinlenmeler var. Özellikle Kennedy’nin başkanlığı döneminde Küba ile yaşanan krizi de bu çerçeveye dahil edebiliriz. Hatta Küba’nın efsane lideri Fidel Castro’yu bile...

Aksiyon, Küba’da başlıyor ve oyun boyunca devam ediyor. Hedefimizde birçok isim var, ama ilk isimlerden biri Dragovich isimli Sovyet. Yanımızda yine adamlarımız var. Bunlar, sıradan değil, özel askerler. Reznov’u ise, ayrı bir kefeye koyun. Belki de oyunun en kilit noktası o. CIA ve Sovyet mafyası da işin içinde. Bu aşamaya kadar anlattıklarım, saatler boyunca sürecek mücadelemizin sadece bazı detayları. Öyle sahnelerle karşılaşacaksınız ki, etkilenmemeniz çok zor. Küba’nın sıcak esintileriyle silahımızın üzerine ter damlaları süzülürken, ayakkabılarımızdaki paslı çivilerle karlı dağlarda denge sağlamaya çalışacağız. Size tavsiyem, her ara videoyu dikkatli izleyin, hatta diyalogların görünür olmasını da sağlayın. Yapımcılar, hikâye örgüsünü bir Ucuz Roman, bir Sin City benzeri hazırlamış diyebiliriz, tabii ki farklılıklar da var. Şehrin karanlığında, çatıdan çatıya atlayarak savaşırken, bir anda kendinizi helikopterin pilot koltuğunda bulabiliyorsunuz. Ne oldu, nasıl geldim, demenize fırsat verilmeden bu kez sorgu odasında alıyorsunuz soluğu. Size sorulan sorular, sizin önceden yaptığınız operasyonları ve görüşmeleri bir kez daha zihninizde canlandırmanızı sağlıyor. Böylelikle yeni ipucları toplanmaya ve olası bir terör saldırısının önüne geçilmeye çalışılıyor. Aksiyonu gördüğünüzde, çatışmalarda yer aldığınızda, bağırışmaları duyduğunuzda, tamam bu Call of Duty oyunu diyorsunuz. Ama bu kez fazlası var. Treyarch’ın oyunlarını beğendiğimi söyleyebilirim, ama şöyle bir durum söz konusuydu: Genellikle başrolde hep Infinity Ward olur, seriye bazı yenilikler katar, daha sonra Treyarch da bu yenilikleri kullanarak farklı maceralar hazırlamanın peşine düşerdi. Black Ops’ta da bu aynı. Baktığımızda Modern Warfare serilerini anımsatan birçok benzer sahne ve yöntemle karşılaşmak mümkün, ama bu kez Treyarch biraz daha fazla çalışmış. Mesela, az evvel de bahsettim hikâye kurgusu. Sinemada fırtınalar koparan The Dark Knight filminin senaryosunu yazan iki isimden biri olan David S. Goyer, Black Ops’un senaryo modunun arkasındaki isim. Gerçekten etkisi kolaylıkla hissediliyor.

Hazırlanan bölümler ve görevler, içtenlikle söyleyebilirim, genel olarak çok iyi. Aksiyon dozajı çok yüksek tutulmuş, bunun yanında bize operasyonların farklı noktalarında yer alma fırsatları da sunulmuş. Böylelikle hep aynı görevleri yapmak zorunda kalmıyoruz. Kimi zaman kaçarken yakalanıyoruz kurşunlara, kimi zaman ise Sovyet askerleri rolünde. Terminator 2’deki inanılmaz kovalamaca sahnesine benzer mantıkta bir sahnenin hazırlanması ve yine filmdeki o sahnede Arnold Schwarzenegger’ın kullandığı silahın da göreve eklenmesi beni çok etkiledi. Üstelik “tam da görev bitti” derken, aslında her şeyin bitmediğini, görev devamında farklı araçlar kullanmak zorunda olduğumuzu anlıyoruz. Karşılaştığımız düşman unsuru da önemli. Yapay zekânın ne çok iyi, ne de çok kötü olduğunu söyleyemeyiz, ama gelişmelerin olduğu gerçek. Önceki Call of Duty oyunlarında, genellikle düşmanlar biraz ateş eder, bunun ardından da sipere geçerdi. Bu da biz oyunculara, karşı saldırı için fırsat verirdi. Zira ateş altında olduğumuz sürece dengemiz bozuluyordu. Black Ops'ta ise, bu durum biraz farklı. Artık düşmanlar, net ateş açısı yakalayınca saklanmayı pek istemiyor. Çünkü kurşunlarla sizi kolayca baskı altına alıyorlar. Bazılarının da üzerlerinde zırhlar var. Bu arkadaşlar da zırhların verdiği güvenle üzerinize üzerinize geliyor.

Hava savaşları ilk Modern Warfare oyunundaki AC-130 görevi, unutulmaz bölümler arasında yerini çoktan aldı. Treyarch, olaya farklı ve akıllıca bir bakış açısı getirmiş. Araca binip, bulutların üzerine çıkana kadar akışa tanıklık ediyoruz. Sonrasında kontrol elimize geçiyor ve radar sayesinde yeryüzündeki destek birliklerimize komutlar vererek onları yönlendiriyoruz. Bu bölümde işin en güzel yanı ise, yönlendirmeyi yaptıktan sonra bu kez kendimizi o birliklerde görev yapan askerlerden biri olarak görüyoruz. Bu oyunda her an, her şey değişebiliyor. Helikopter uçuşları da hava hakimiyeti için size fırsat sunuyor. Tamamıyla arcade bir oynanış tarzı var, ki zira böyle olması gerekiyordu zaten. Helikopteri yönlendirebiliyor, ağır ve hafif silahlarımızı kullanarak düşman birimlerini yok ediyor, yeri geliyor havadaki düşman helikopterleriyle düello yaşıyoruz. Karşıdan gelen roketlerden kurtulmak için yapılan her ani hamle, heyecanı da arttırıyor. Yine de işler her zaman yolunda gitmeyebilir. Farklı seçenekleri denemek zorunda kalabilirsiniz. Yüzerek ilerlemek ve gizlice ölüm gerçekleştirmek gibi. Modern Warfare 2’de senaryo gereği gördüğümüz yüzme işlevi, Black Ops’ta oyuncuların kontrolüne sunulmuş. Ek olarak bot üzerinde düşman birliklerle çatışmaya girdiğimiz anlar da çok zevkliydi. Akabinde çalan müziğe de ayrıca dikkat çekmek istiyorum. Bazı favori bölümlerimi de ek not olarak belirteyim: “Vorkuta”, “Redemption”, “Victor Charlie” ve “WMD”.

Kan gövdeyi götürüyor arkadaşlar. Evet, net söyleyebiliriz: Black Ops, şimdiye kadar çıkmış en şiddetli Call of Duty üyesi. Öncelikle oyundaki tüm karakterler, silahların etkisi doğrultusunda parçalanabiliyor. Kopan kol, bacak, hatta gövde parçaları arasında buluyorsunuz kendinizi. Hepsi bu da değil. İlerleyişimiz esnasında daha şiddetli sahnelere tanık oluyor, hatta bazılarını bizzat gerçekleştiriyoruz. Japonya ve Almanya’nın Black Ops’u sansürlemeye karar vermesi, kesinlike boş bir neden değil. Oynayınca göreceksiniz. Şiddet demişken, aklıma Sergei geldi. Bu karakteri de bir kenara not edin, mutlaka onu görünce etkileneceksiniz. Yine “şiddet” başlığı altında da birçok detayı vermiyorum, hepsini oynayınca görmeniz daha iyi olacaktır, ama şunu da unutmayın: Ayarlar sekmesinde, şiddet unsurlarını kapatabileceğiniz bir seçenek var.


Oyun Özellikleri
Firma         : Aspyr
Türü           : Aksiyon, Savaş
G. Tarihi   : 2011
Sürümü    : v2.2
   
Mac OS     : 10.6 +
islemci      : Intel Core 2 Duo 2.4 GHz +
Bellek        : 2 GB
Grafik        : 256 MB
Hard Disk : 8.8 GB
Oyun Görselleri
mac oyunlarõ