Wolfenstein Return to Castle
Aradan neredeyse bir 10 yıl geçti, çok şey değişti ancak FPS - Aksiyon da en başarılısı... Degeneration genişletme paketi ile daha da iyisi...
 
ID Software, 1992 yılında piyasaya sürdüğü "Wolfenstein" dünyada en popüler oyun türü olan First Person Shooter'ların atasıydı. Bir "ilk" olan Wolfenstein'a tribute niteliğinde olacak oyunun da yine bir "ilk" olması gerekiyordu. Kahramanımız BJ Blaskowitz bir Gizli Operasyonlar Bürosu (OSA - CIA'nın atası) personeli olarak görev başına dönüyor. Oyun başlarken konu, tıpkı Starcraft, Diablo vb. ayarında bir introyla özetleniyor: 10. yüzyılın karanlık savaş alanlarında terör yaratan "Kara Prens" Henry The Fowler (ya da Heimlich), bir büyücü tarafından ebediyen çıkmamak üzere yerin dibine hapsediliyor. Ancak tıpkı Indiana Jones serilerinde olduğu gibi, 1943 yılında Hitler'in sağkolu olan SS Komutanı Himmler, bu karanlık savaşçının karanlık güçlerini ele geçirmek için Heimlich'in mezarını aramaya koyuluyor. Amerikan ‹stihbarat Servisi OSA, durumu farkediyor ve BJ Blaskowitz ve bir ajanı daha bölgeye gönderiyor. Ancak, BJ ve arkadaşı esir düşüyor, sadist Nazi işkencecileri tarafından bir güzel parlatılıyor. Oyun BJ'in Wolfenstein'den kaçışıyla başlıyor.

Nazilerin, "Ari Irk" sapıklığının da ötesine gidip insan genetiği, mutasyon vb. üzerinde çalışma yaptıkları tarihe karanlık bir sayfa olarak geçti. Grey Matter oyunu yaratırken, Naziler ve özellikle Himmler tarafından yapılan yüzlerce gizli projeyi inceledi. Tarihin en sadist - manyaklarından biri olan Himmler'in eski tarikatlara vb. merakı da oyuna mükemmel olarak yansıtılmış ve oyunun konu akışını belirliyor. Oyun Himmler'in ölüleri dirilttiği, insan üzerindeki mutasyonlarında başarılı olduğu iddiası üzerine kurulu. Önemli bir detay daha: BJ Blaskowitz, gerçekten bir OSA üyesiydi, Himmler'in deneylerini araştırmak için cidden Almanya'ya gönderildi, operasyonlara katıldı ve hakkındaki bilgiler Amerikan hükümeti tarafından aradan onyıllar geçmiş olsa bile G‹ZL‹ tutuluyor. Oyun büyüklük ve uzunluk açısından tek kelimeyle "epik" bir çalışma. 25 civarında seviye, seviyelerden önce gerçeğe yakın kalitede cutscene'ler... Ormanlık alanlar, mezar ve türbeler, ‹kinci Dünya Savaşı'nın dehşetinden payını almış hayalet kentler. Almanların Londra'yı yakıp yıktığı V2-V3 roket fabrikaları, gizli araştırma üsleri, işkenceci doktorlar... Cheat yapmadığınız sürece elinize silahı alıp düşmana kafadan giremiyorsunuz, çatışmalara taktiksel yaklaşmanız lazım. Bu çerçevede sığınaklar, makinalı tüfek yuvaları ele geçirip, el bombası, dinamit vb. kullanıp durumdan kurtulmanız ya da kendinize yol açmanız da gerekiyor. Return to Castle Wolfenstein zor ancak en rahat oynanabilir FPS'lerden biri. En sevdiğim yanı çözmesi günler alan saçma puzzle'lardan arınmış olması. Ayrıca sivil öldürdüğünüz anda kaybediyorsunuz. (Soldier of Fortune 2 tam bir sadistlikti) Nazi piyadeleri, Nazi subayları, yerin altına indikçe mezarlıklarda karşınıza çıkan Zombi vb. savaşçılar kısacası bir bilgisayar oyunundaki en akıllı yapay zeka karşınızdadır. FPS tarzında ilk defa düşman askeri size PUSU kuruyor, örneğin kapının arkasına saklanıyor ve gördüğü anda tetiğe basıyor. Bir merdivene tırmanırken kafanıza bir el bombası bırakıp, sıvışıp yeniden pozisyon alıyor. Düşmanların çok sayıda alarm durumu var. Ses çıkartmanız ya da uzak mesafeden bile  görülmeniz durumunda çatışma moduna geçip herkesi alarma geçiriyorlar. O yüzden mümkün olduğunca stealth teknikleri kullanmalısınız. Bu durumda en geçerli silah elinizdeki bıçak, susturucu takılmış bir Luger ya da yandan şarjör takılan ve ‹kinci Dünya Savaşı filmlerinde Fransız direnişçilerin ellerinde gördüğümüz Sten susturuculu makinalı tüfek. Karakter animasyonları olağanüstü. Bir oyunda, animasyonlar tek kelimeyle "insan gibi", konuşurken ağız burun oynamayı bir yana bırakın çok doğal olarak gözlerini kırpıyorlar. Oyunda düşman askerlerinin yanısıra hayran kaldığım bir başka animasyon da zombi şövalyelerin yolladığınız mermilere kalkanının arkasına saklanarak karşılık vermesi ve üstüne üstük mermilerin sekerek sizi yaralaması! Adamlar bu detayı da düşünmüşler. Nazi'lerin en berbatlarıyla uğraşmak BJ'yi de kötü etkiliyor: BJ'in oyun ilerledikçe tipi değişiyor, yaşlılık, yara izleri, çökmüş gözler vb... Grey Matter bunu da düşünmüş...

Oyunda sadece "erkek" düşmanlar yok. En hayran kaldığım dapdaracık siyah deri kıyafetleri içinde özel eğitimli, renkli gözlü, sarışın özel kadın birlikleri. Olağanüstü sessiz ve akıllı olan bu düşman adama kök söktürüyor, sürekli pusu atıyor, kaçıyor, arkadaşlarını çağırıyor, birlikte pusu atıyorlar vb. Oyunun başlarında kapıştığınız Helga Won Bülow adlı hatunun tipi tam adına uygun! Silahlar aşırı gerçekçi. Örneğin Sten marka yandan şarjörlü tam otomatik makinalı tüfek ısınıyor ve şişiyor. Luger ve diğerlerinin çıkardığı ses, yaptığı etki süper. En etkili silahlardan biri olan Mauser (Mavzer) üzerine bir dürbün taktığınızda çok etkili oluyor. Ayrıca dürbünden nişan alırken adamımız yoruluyor. Alev makinasının alev efektleri mükemmel. Kahramanımızın eline arada sırada Thompson gibi (Saving Private Ryan filminde Tom Hanks ve rütbelilerin otomatik silahı) 1940'lı yılların en iyi silahları geçiyor. Oyunun grafikleri süper. Müzikleri ise; Ünlü Alman besteci Wagner'in destansı marşları ve Sostakoviç'in gerilim dolu müziği Wolfenstein'de buluşuyor.


Oyun Özellikleri
Firma         : Activision
Türü           : Savaş
G. Tarihi   : 2007
Sürümü    : v1.32
   
Mac OS     : 10.4 +
islemci      : G4/G5, Intel 500 MHz +
Bellek        : 128 MB
Grafik        : 32 MB
Hard Disk : 1.1 GB
Oyun Görselleri
mac oyunlarõ