Call of Duty 6 World at War
Japonlar'ın da oyuna eklenmesiyle şiddetin ve acımasızlığın dozajı bir hayli artmış. Gövdelerinden ayrılan başlar, kopan kollar ve bacaklar, etrafa su gibi fışkıran kanlar… Savaşın gerçek yüzünü hissettirmesi oyun için çok önemli bir nokta.
 
Modern Warfare ile 2. Dünya Savaşına ara veren yapımcılar tekrardan bu konuya yöneldiler. Artık 2.Dünya Savaşını konu edinen oyunlar bana ve sayısı azımsanmayacak derecede olan oyun severlere bıkkınlık vermeye başladı. Kaliteli veya kalitesiz, o kadar çok bu savaşı ele alan oyun var ki, bunalmamak mümkün değil. Ancak Call of Duty ismi kendisini diğerlerinden ayırıyor. Kendini ispat etmiş bu oyun, son kez 2. Dünya Savaşının acımasızlığını gözler önüne seriyor Oyunda ilk defa Pasifik cephesine adım atıyoruz. Oyuna başlarken Japonya ile Birleşik Devletlerin savaş öncesi süreci videolarla ve verilen bilgilerle hızlıca gösteriliyor. ‘Pearl Harbor’ baskını da gösteriliyor. Tabi bu baskın hakkındaki gerçekler gösterilmiyor, gösteremezler zaten. Kafaları karıştırmayayım; kısacası güzel bir Amerikan propagandasıyla savaşa giriyoruz. Her bölümden önce bulunduğumuz bölge, bizim askerlerimizin ve düşman askerlerinin konumu ve sayısı hakkında bilgiler veriliyor ve aynı zamanda savaş anında çekilmiş eski görüntüler de karşımıza çıkıyor. Pasifik cephesinde bulunan karakterimizin adı Miller. Her CoD oyununda yanımızda olan, artık bir halk kahramanı olmuş, küçük çocukların kendilerine idol olarak seçtiği, pala bıyıklı amcamız yüzbaşı Price maalesef bu oyunda yok. Oyunun ilk bölümünde esir olarak başlıyoruz ve önümüzde bir diğer askerimizin boğazı kesiliyor. İlk dakikadan Japonlar farklılıklarını gösteriyorlar. Tam bizi de doğrayacaklarken arkadaşlarımız tarafından kurtarılıyoruz. Zaten oyun boyunca, Pasifikte de Sovyet cephesinde de, tam ölecekken son anda kurtarıldığımız çok oluyor. Japon askerleri Nazilere göre çok daha savaşçı ve çok daha zorlu düşmanlar. İyi kamufle oluyorlar, gerilla taktiklerini çok iyi uyguluyorlar ve en önemlisi samuray kılıçları çok keskin. Çatışmalar esnasında yakın çarpışmalar çok oluyor ve bir anda kendinizi kılıcın altında bulabiliyorsunuz. Bu durumdan, zamanlamayı iyi yaparak ‘V’ tuşuna basarak kurtulabiliyorsunuz. Çekik gözlü düşmanlarımız aynı zamanda çok agresif ve saldırganlar. İşin kötü tarafı, sürekli olarak bağırıyorlar, deliler gibi etrafta bağırarak koşuşturuyorlar.

Bu zorlu düşmanlarımın marifetleri bunlarla sınırlı değil. Bölüğümüz ilerlerken devamlı olarak pusuya düşürülüyor. Otların ve çalıların arasına gizlenmiş, ağaçlara tırmanmış Japon askerleri bizleri zor durumlara düşürüyor. ‘WaW’ diğer ‘CoD’ serilerine göre daha zor bir oyun olmuş, özellikle en zor seviyede hayatta kalabilmek neredeyse imkansız. Pasifikte verdiğimiz amansız mücadelenin yanında bir de Sovyet-Alman cephesinde savaşıyoruz. Senaryo modunda iki farklı kurguyu dönüşümlü olarak yaşatıyor bize ‘WaW’. Bu cephedeki karakterimizin adı ise Dimitri Petrenko. Stalingrad’da başlayan maceramız Berlin’e kadar uzanıyor. Başlarda sınırlarını kollamaya çalışan bir bölükken, Almanları kendi topraklarında yok etmeye çalışan askerler oluyoruz. Almanlar Japonlara göre daha zayıf kalıyor. Tarihe baktığımız zaman da bunu anlayabiliriz zaten. Uzun ve bitmek tükenmek bilmeyen savaşlardan yorulmuş Alman askerlerinin zorlayıcı olması beklenemezdi. Bu yüzden Petrenko ile görevlerimizi daha rahat tamamlıyoruz. Son bölümde yine Berlin’de çatışıyoruz ve Nazi varlığına son veriyoruz. Berlin’in dizaynı muhteşem olmuş; Nazi meclisi, yıkık dökük bir şehir, enkazı andıran binalar ve puslu bir hava. Çatışmalar esnasında, şunu patlat, şuraya git, şu kişiyi öldür gibi basit görevleri yaparak ilerliyoruz. Takım oyunu yine en önemli unsur. Her ne kadar kritik görevlerin çoğunu biz üstlensek de her bir askerimizin önemi büyük. Özellikle bize verilen özel görevi yapmaya çalışırken onların düşmanı oyalaması çok faydalı oluyor. Tek başımıza kahramanlıklar yapamıyoruz. Oyunun daha zor olması ve ‘Cüneyt Arkın’lığın ‘CoD’ kurallarına aykırı olması bunun en önemli sebebi. Tankla ilerlediğimiz ve uçağın içinde bulunduğumuz iki bölüm var. Bunlar oyuna ayrı bir heyecan getirmiş. Uçağın içinde makineli tüfeklerle Japon uçaklarını düşürmek ve düşman gemilerini batırmak oyunu çok daha zevkli kılmış.

Yeni silahlara gelince, ilk olarak ‘Flamethrower’ yani alev püskürtücüden bahsetmek istiyorum. Farcry 2’de de rastladığımız bu silah ile düşmanları cayır cayır yakabiliyoruz. Aynı zamanda otları, ağaçları, araçları ve düşman sığınaklarını da küle çevirebiliyoruz. Bunun yanında havan topu mermisi ve çift namlulu ‘Shootgun’ yeni silahlar olarak göze çarpıyor. Son olarak da en beğendiğim, ismi, 2.Dünya Savaşı esnasında Sovyet Dışişleri Bakanı olan Vyaçeslav Molotov’a gönderme olsun diye, Finlandiyalı askerler tarafından konulan molotof kokteyline geçelim. Çakmakla ucunu yakıp ateşe verdiğimiz bu silah özellikle Almanlara karşı çok etkili olmamızı sağlıyor. Serinin önceki sürümüne göre çok daha fazla kan var. Japonlarında oyuna eklenmesiyle şiddetin ve acımasızlığın dozajı bir hayli artmış. Gövdelerinden ayrılan başlar, kopan kollar ve bacaklar, etrafa su gibi fışkıran kanlar oyunu oynamaya yaşı uygun olmayan kişilerin sayısını arttırmış olabilir. Ancak savaşın gerçek yüzünü hissettirmesi oyun için çok önemli bir nokta. Acımasızlık kendini hiç saklamıyor, teslim olan Alman askerlerini yakmamız, silahsız Japon askerlerine kurşun yağdırmamız en güzel örnekler. Japon askerleri kendilerine bile acımıyorlar ki; teslim olmak yerine ağzına el bombası koyarak intihar eden askerleri görebilirsiniz. Oyun, bize sunduğu atmosferle adeta savaşın içindeymişiz gibi hissettiriyor. Çevre detayları, patlama efektleri, fizik modellemeleri ve hava şartlarıyla görsel bir şölen sunuluyor. Bir patlama olduğu zaman etrafı toz duman kaplıyor ve eğer patlama yakınımızda olmuşsa adamımız savrulabiliyor. Suyun görüntüsünde de büyük gelişme var. CoD 5 de suyun görüntüsüne önem vermiş. Denizin içine girip çıktıktan sonra ekranın bulanması ve bir miktar suyun ekrandan aşağıya doğru akması çok gerçekçilik katmış. Aynı zamanda yağmurlu havada ekrana su damlalarının gelmesi de bir harika. Görsel ziyafetin yanında sesler de muhteşem olmuş. Ormanlık alanda ortalık sessiz iken, çevredeki böceklerin ve kuşların seslerini duyabiliyoruz. Bu sessizlik kurşun ve bomba sesleriyle, çığlıklarla kesilebiliyor. Bütün bunların yanında oynanabilirlik her zamanki gibi harika. ‘CoD’ bizi hiç hayal kırıklığına uğratmadı bu konuda. Bitmek tükenmek bilmeyen aksiyon, aksiyonu alevlendiren müzikler, yakın çatışmalar ve sürekli hareket etmek, oyunun hızının azalmasına imkan vermiyor. Benim FPS’den beklediğim de budur; aksiyon, oynanabilirlik ve görsel ziyafetin bir arada önümüze sunulması.

Oyunu bitirdikten sonra, vakit geçirip eğlenebileceğimiz bir bölüm hazırlamış yapımcılar. Modern Warfare’de bir uçakta teröristleri etkisiz hale getiriyorduk. Burada ise düşmanlarımız zamanında öldürdüğümüz Alman askerlerinden oluşan zombiler. Bir binanın içindeyiz elimizde bir tabanca var. Etrafta pencereler var ve tahtalarla kapalı. Zombiler yavaş yavaş, bu tahtaları kırarak içeri giriyorlar. Onları öldürdükçe ve kırdıkları tahtaları onardıkça puan topluyoruz. Bu puanlarla duvarda asılı olan tüfeklerden alabiliyoruz, kapalı olan kapıları açabiliyoruz ve barikatları kaldırabiliyoruz. Zaman geçtikçe zombilerin sayısı ve hızları artıyor. Sonunda elbet öldürüyorlar bizi, yani kurtuluş yok. Ancak dayandığınız süre arttıkça skorunuz da o kadar artıyor. Zaman zaman korkmama sebep olan bu bölüm oldukça zevkli olmuş. Gece karanlıkta oynamanızı şiddetle tavsiye ederim. Bunun yanında ‘Co-operation’ modu ‘WaW’da karşımıza çıkan bir diğer yenilik. Bu mod sayesinde senaryo içindeki bölümleri ve bu bahsettiğim zombi bölümünü arkadaşlarınızla oynayabiliyorsunuz. ‘Multiplayer’ modu zaten ‘CoD’ nin çok güçlü olduğu bir alan olduğunu söyleyebilirim.


mac oyunlarõ