Tom Clancy's Splinter Cell Conviction
Tom Clancy's Splinter Cell Conviction serüveninde hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığı hissiyatı öyle bir pençesine alıyor ki insanı hikâyeye son noktayı koyana kadar kendinize gelemiyorsunuz arkadaşlar...
 
Third Echelon örgütünün baş ajanlığından, terörist yandaşlığına kadar uzayıp giden macerasında Sam Fisher’ın bir kez olsun yüzü gülmedi. Ters giden operasyonların ve anlaşmazlıkların sonucunda bağlı olduğu servisle de anlaşmazlıklara düşen kahramanımızın son operasyonunu tam manasıyla atlatamadığını görüyoruz. Kızının ölümüyle ilgili soru işaretleriyle boğuştuğu bir anda bazı eski dostlarının kendisine işinin düşmesiyle birlikte yine o cehenneme sürüklenmiş olarak buluyoruz Sam Fisher’ı. Ama tek bir farkla, artık işi kurallara göre halleden, emirlere sağdık kalan tecrübeli bir ajan ya da “asker” olarak değil, sınırlardan tamamen özgür, oyunu kendi kurallarına göre oynayan çok tehlikeli bir adam olarak…

Hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmadığı hissiyatı öyle bir pençesine alıyor ki insanı hikâyeye son noktayı koyana kadar kendinize gelemiyorsunuz. Sam Fisher’ın geçmişiyle ilgili yer yer araya giren silik anılar ve anekdotlar eski oyunlara göre Conviction’un daha samimi bir hava içerisinde geçtiğini hissettirebilir. Son görevinden sonra arkasından dönen olayları açığa çıkarmak ve bazı eski defterleri kapatmak için ortadan kaybolan kahramanımızın bela yine yakasını bırakmıyor. Bir şekilde izi bulunduktan sonra yine eski günlerde olduğu gibi verilen direktifleri yerine getirmeye çalışırken buluyoruz kendimizi. Diğer Splinter Cell oyunlarına nazaran çok daha duygusal bir Sam Fisher yönetiyoruz. Artık çok daha sert kararlar veren ve duygularını şiddetle ortaya koymaktan çekinmeyen bir karaktere bürünmüş. Ayrıca yaşanan entrikaları ve işin ajanlık tarafını bir kenara bırakırsak olayların intikam alma atmosferi içerisinde geçtiğini düşünebiliriz. Sinematik bir temel üzerinde şekillendiği daha ilk dakikalardan dikkatinizi çekecek. Birbirinin peşi sıra gelen görevleri yapmak yerine gitgide daha da oyuncuyu kendine çeken veya sürükleyen bir cehennem temposu üzerinde hikâye ilerliyor.

Conviction öncesi yaşananları özetler nitelikteki sinematiğin ardından kontrolü ele aldığınızda fark edeceğiniz ilk şey teçhizatlarımızın birçoğuna artık sahip olmadığımız olacaktır. Sağdan soldan bulunabilecek cam parçası gibi süprüntüleri pahalı ekipmanları aratmayacak şekilde işlevsel hale getirebiliyoruz. İlk oyundan bu yana tüm serinin üzerine sinmiş olan durgun gerilim hali artık aksiyona bırakmış. Bu aksiyon ortamına uygun olarak kontroller de tamamen değişmiş. Kontrol mekanizmasına eklenen yeni özelliklerden en etkileyici olanı çevredeki düşmanları işaretleme opsiyonu oldu. Rol yapma oyunlarındaki harekete geçme özelliğini hatırlatan bu “işaretleme” mevzusu etraftaki birçok düşmanı tek hareketle temizlemeye yardımcı oluyor. Bu durum aslında serinin Convicton’da nasıl bir dönüşüm geçirdiğini özetler nitelikte. Verilen görevi en sessiz ve en gizli şekilde yerine getirme halinden sonucu ne olursa olsun en hızlı şekilde etraftakilerin canına okuma haline geçiş yapmış bulunuyoruz. Bunu yaparken gürültü çıkarmak da artık öyle büyük bir sorun teşkil etmiyor. Kullandığı silahı bile önemsemez hale geliyoruz. Ölen adamın silahını alıp ateşe devam etmek yeni Splinter Cell’da…

Splinter Cell Conviction bize daha çok seçme şansı tanıyarak ulaşmanız gereken noktaya nasıl ve ne şekilde gideceğinize siz karar veriyorsunuz. Yeni getirilen puanlama sistemiyle o noktaya ulaşırken yapılması gerekeni ne kadar ustalıkla yerine getirirseniz o kadar puan kazanıyorsunuz. Sorgulama anları eskiden beri hikâyenin önemli kısımlarını teşkil etmiştir. Adamları tehdit ederken edinilen bilgiler görevi kısaltıp ipuçları edinmeyi sağlayan yegâne şeylerdir. Gördüğüm kadarıyla sorgulama konusu artık senaryoya ve olay akışına bağlanmış durumda. Kahramanımızın geçirmiş olduğu değişimi mükemmel bir şekilde görebiliyoruz bu şekilde. Eskiden istenilen bilgiyi elde ettikten sonra en hızlı şekilde düşmanı etkisiz hale getiren Sam Fisher’ı bir de şimdi görün. Kafası bozulduğu zaman ne kadar zorba ne kadar acımasız olabildiği yeni oyunda bariz bir şekilde ortaya konmuş. Etkileyici ve sert bir ses tonunun ötesinde yakaladığı adama aleni şekilde işkence ederken görüyoruz.

Conviction, demo sürümüne nazaran çok daha geniş alanlarda bulunuyoruz. Asıl görev noktasına ulaşana kadar sivillerin sıkça bulunduğu yerlerden geçtiğimiz kısımlar oluyor. Burada diğerleri gibi sakin bir şekilde ilerleyebilir ya da daha dikkat çekici bir şekilde etrafı dağıtarak koşabilirsiniz. Böyle zamanlarda sivillerin verdiği tepkiler gerçekten çok hoş. Silahlar ortaya çıktıktan sonra canhıraş bir şekilde kaçışan insanlar gerçekten çok gerçekçi tasarlanarak göze daha gerçekçi gelen tepkiler veriyorlar.

İlk oyundan bu yana gerçek bir ajanı kontrol ettiğimizi hissettiren başlıca şeyin hareket çeşitliliği olduğunu düşünürsek Conviction’un bu konuda eski oyunların gerisinde kalmadığını söyleyebilirim. Değişen durumlara göre etrafla etkileşime girerek de yerine getirebildiğimiz etkisiz hale getirme hareketlerinin sayısı arttırılmış. Artık daha özgür bir çerçeve içerisinde kontrol ediyoruz Sam’i. Gizlilik gerektiren kısımlardan aksiyon derecesinin en yüksek olduğu anlara kadar esnek bir karakteri kontrol ettiğinizi hissedebiliyorsunuz. Etrafta görebileceğiniz birçok nesnenin sorgulama anları gibi önemli yerlerde etkileşimi arttırılmış. Yakaladığınız adamı duvardan duvara vururken ağzınızı açık bırakacak birçok detayla karşılaşabilirsiniz. Yapımcıların bu konuda çok titiz davranmışlar. İş silah değiştirmeye, yerden nesne alma, siper alma veya kutunun üzerinden atlama gibi çok basit bir hareketi gerçekleştirirken çok özen göstermemişler. Bu durum büyük bir olasılıkla yeni kontrol mekanizmasının aksiyonu ön plana almasından kaynaklanıyor. Ayrıca yeni oyun kontrollerinin çok başarılı olduğunu belirtmek isterim. Oyun tarzında yapılan radikal değişiklikler başta yabancılık çektirtebilir. En çarpıcı farklılıklardan biri karanlık anlarda oyunun siyah beyaz bir görüşe geçiş yapması diyebilirim. Artık teknolojik ekipmanlar yerine içgüdü ve insani özellikleriyle hareket eden bir ajanız. Teknolojik oyuncaklar devreye girdikten sonra tecrübe edebildiğimiz sonarlı hedef belirleme sistemleri falan gerçekten çok şık olmuş. Daha evvel bahsettiğim puan kazanma olayıyla da bazı noktalarda ana silahları geliştirebiliyoruz. Bu yeni özelliklerin temeline baktığımızda hepsinin aksiyonu tamamlayıcı ayrıntılar olduğunu görebilirsiniz. Yapımcıların aksiyon merkezli bir oyun tarzına ve hikâye anlatımına geçiş yapmış olmaları eğlence unsurunu had safhaya çıkarmış.

Dikkat çekici bir diğer özellikle ana menüden ulaşılabilen Deniable Ops bölümü. Senaryodan farklı olarak isteğe göre seçilen görevlerde Archer ve Kestrel isminde iki ajanı yönetiyoruz. Aynı şekilde görevde kullanılacak ekipmanlar ve silahlar da önceden belirlenebiliyor. Ana senaryodan sonra oyunun ömrünü uzatabilecek iyi bir alternatif sayabiliriz. Splinter Cell serisinin Multiplayer bölümleri her zaman takdire şayan olmuştur. Chaos Theory ile birlikte iyice derlenip toparlanan Multiplayer mod’larının yeni oyuna yansımış halleri de hayli eğlenceli diyebilirim. Yine Chaos Theory ile birlikte gelen ana senaryo ile bağlantılı Coop mod’unu özellikle tavsiye ediyorum. Deniable Ops kısmındaki Kestrel ve Archer olarak takım halinde ilerlemek güzel bir deneyim. Bu konuda söylenebilecek tek sıkıntı bu ikisinin kontrollerinin -hatta animasyonlarının- Sam Fisher’la aynı olması. Chaos Theory’de kontrol ettiğimiz çömez ajanların farklı bir görünümde olmaları ve ufak tefek farklılıkları bulunan bir kontrol mekanizmasıyla yönetilmeleri çok daha gerçekçi olmuştu. En azından farklı karakterleri yönettiğimiz hissiyatını çok daha güzel alabiliyorduk.

Grafikleri ve teknik kısımları ise Ubisoft kalitesine yakışır bir şekilde her şey titizlikle tasarlanmış. Modellemeler derlenip toparlanarak daha detaylı hale getirilmişler. Menüler ve videolar arasındaki geçişler çok uyumlu ve hızlı olduğunu söyleyebilirim. Gözeme çarpan sadece Sam Fisher’ın tipini değiştire değiştire en sonunda bambaşka bir adam haline getirdiler. İlk oyunla Conviction’u karşılaştırsanız hakikaten farkı sizler de hissedebileceksiniz. İşitsel kısımda ise Michael Ironside ekranda olduğu gibi karizmasını ortaya koymuş. Diğer seslendirmeler ve müzikler de Ubisoft markasını belli ediyor. Sonuç olarak Conviction’un Ubisoft klasikleri arasında sayılabilecek kadar kaliteli bir yapım olduğunu söyleyebilirim. Sunduğu aksiyon ve muhteşem hikaye anlatımı ile 2012'nin en iyi oyunlardan birisi olduğunu söyleyebilirim.


Oyun Özellikleri
Firma         : Focus
Türü           : Aksiyon, Macera
G. Tarihi   : 2012
Sürümü    : v1
   
Mac OS     : 10.6 +
islemci      : Intel Core Duo +
Bellek        : 2 GB RAM
Grafik        : 128 MB
Hard Disk : 10 GB
Oyun Görselleri
mac oyunlarõ