Serious Sam 3: BFE
Serious Sam III her ne kadar adına ithafen ironik bir şekilde gayri ciddi bir oyun olsada en sevdiğim salt FPS heycanı veren fazla zeka gerektirmeyen ama dikkat gerektiren, eğlenceyi iyi bir şekilde hissettiren bir oyundur...
 
Serious Sam: First Encounter, bundan tam 10 yıl önce raflarla buluştuğunda piyasaya yeni bir soluk getirmişti kuşkusuz. Half-Life’tan sonra çıkan hemen her FPS oyunu “hikaye anlatmaya çalışmak” fikri etrafında şekillenen samimiyetsiz bir tasarım felsefesi güderken, Serious Sam ile bu tip dertleri olmayan; tek amacı harika görselleri, bir an olsun durmayan kaotik aksiyonu ve enteresan mizah öğeleriyle hızlı, sadistik ve çılgıncasına eğlenceli bir oldschool shooter deneyimi sunmak olan bir oyun bulmuştuk karşımızda. Pek çokları bunu “beyinsiz aksiyon” olarak adlandırmıştı. Ancak gerçek olan bir şey vardı ki; Hırvat Croteam, kağıt üzerinde son derece çiğ görünen bu formülü neredeyse Doom kadar kusursuz, fazlasıyla tatmin edici ve oldukça dengeli bir şekilde uygulamış, kısa sürede oldukça büyük bir hayran kitlesi yaratıvermişti. Artık oynanıştan ziyade hikaye anlatımının, içinde kaybolduğumuz kocaman haritalardan ziyade her köşe başında bir ara sahneyle karşılaştığımız daracık koridorların ve hemen her aksiyon anı önceden hazırlanmış modern FPS’lerin dönemindeyiz. Peki geniş omuzlu, fıçı göğüslü, kot pantalonlu korkusuz ve muzur  kahramanımız Sam “Serious” Stone için de hala bir yer var mı piyasada? Bir başka deyişle; siper almanın amatör işi olduğu, deli danalar gibi koşturarak üzerimize akın eden sonsuz ucube dalgalarıyla boğuştuğumuz, tetiği her çekişimizde ortalığın bir katliam alanına döndüğü, dev boss’ların canımıza okuduğu, sağlığımızın kendi kendine değil etraftan topladığımız sağlık paketleriyle dolduğu, karşımıza çıkan silahları sınırsızca yanımıza alabildiğimiz ve belki daha da önemlisi hikayenin tamamen göz ardı edilebilir olduğu bir oldschool FPS için…?

FPS oyunlarını seven herkes gibi ben de bir Serious Sam hayranıydım ve oyun çıkmadan önce yayınlanan videolar gerçekten harika görünüyordu. Fakat bu yıl geri dönüş oyunları açısından pek parlak geçmemişti. Oyunun henüz ilk saniyelerinde üzerime atlayan tepegözün kocaman gözünü yerinden çıkardıktan sonraki birkaç saat sonunda anladım ki, Serious Sam asla bu tip kaygılarla ilgili bir deneyim değildi ve karşımızda bizleri oldschool FPS’lerin altın yıllarına geri götüren gerçek bir geri dönüş oyunu duruyordu. Uzun süren günler boyunca da bu fikrim değişmedi. Serious Sam 3: BFE (Before First Encounter) adından da anlaşılacağı gibi bizleri ilk oyunun öncesinde yaşananlara götürüyor. Hatırlarsanız ilk oyunda Sam, tüm insanlığı yok edip evrene hükmetme amacıyla dünyamızı işgal eden Mental adındaki  şeytani uzaylının defterini dürüp tarihin akışını değiştirebilmek için Time Lock denen tuhaf objeyi kullanarak zamanda geri gidiyor ve Mental’in dünyamıza ilk kez geldiği antik Mısır dönemine dönüyordu. Macera sonraki oyunlarda Maya, Mezopotamya ve Ortaçağ Avrupası’na kadar uzanıyordu hatta. Serious Sam 3: BFE ile işte bütün bu olayların başlangıcına dönüyoruz. Mental’in gülünç derecede tuhaf ama fazlasıyla ölümcül yaratıklarıyla dünyamızı anlamsızca işgale başladığı 22. yüzyıl Kahire’sine. Evet, bu kez oyunda çok daha fazla konuşma var, bütün bu uzaylı istilası daha bir inandırıcı görünüyor ve hatta Sam’in tişört ve kot pantalon giyip ortalıkta uzaylı avlayan karton bir karakterden daha fazlası olduğunu bu sefer daha net hissedebiliyoruz. Ancak bütün bu hikaye parçacıkları, bir sonraki bölümde hiç bitmeyecekmiş gibi üzerimize akın eden ucube uzaylı sürülerini daha büyük silahlar kullanarak havaya uçurma isteğinden fazlasını vermiyor.

Aslına bakarsanız çılgın Serious Sam temposundan çok bir Call of Duty parodisi tadında geçiyor; oldukça ağır. Elimizde birkaç sıradan silahla Kahire’nin yerle bir olmuş daracık sokaklarında “ciddi” bir direnişle karşılaşmadan ilerliyoruz. Lakin Serious Sam 3: BFE, çok geçmeden, seriyi tanımlayan ne varsa toplayıp hepsini suratımıza bir tokat gibi çarpma konusunda bir hayli cömert davranmaya başlıyor. Kaos, vahşet, grotesk yaratıklar, büyük silahlar, daha çok yaratık, daha çok silah, daha büyük yaratıklar, daha büyük silahlar, daha fazla vahşet, daha fazla yıkım… ve evet… mutlak kaos ve sonsuz aksiyon! Birkaç saatin sonunda kendimizi serinin en zor, en yoğun, en vahşi, en kanlı, en acımasız, en stresli ve aynı zamanda en eğlenceli oyununun içinde buluyoruz. Croteam’in kaos ve vahşet reçetesi de pek değişmemiş üstelik. Önceki oyunlardan tanıdığımız birçok sevimli dost bizleri yalnız bırakmıyor yine. Başsız kamikaze bombacıları, iskelet atlar, minigun’lı akrepler, tepegöz kılıklı Gnaar’lar, melek kanatlı-Jenna Haze vücutlu cadılar ve dahası… Hatta yenilenmiş imajlarıyla artık çok daha korkutucu görünüyorlar. Hmm, evet… zaman zaman da birazcık komik. Bu arada bazı yeni dostlar da ediniyoruz elbette… üstelik birkaçı oldukça iri, kimisi de epey göbekli. Tabii tüm bu neşeli dostlukları ilerletmek için gerekli ekipmanı da zamanla elimizin altında bulmaya başlıyoruz. Tabanca, pompalı tüfek çifteli ve keskin nişancı tüfeği (mermisini bulmak çok zor olsa da) gibi konvansiyonel oyuncakların yanı sıra roketatar, cannon ve minigun gibi serinin sevilen canavarlarıyla da haşır neşir oluyoruz bolca. Ayrıca bir balyozumuz, patlayıcı mermiler atan Devastator adında yeni bir pompalımız, uzaktan patlatabileceğimiz C4’lerimiz, enerjisini yalnızca haritaların gizli noktalarında bulabileceğimiz çok etkili bir lazer tüfeğimiz ve karşımıza çıkan zavallıları paramparça edecek Mutilator adında çok çılgın bir silahımız da oluyor. Ha, unutmadan bir de holografik nişan tertibatına sahip modern saldırı tüfeği var.

Hırvat dostlarımızın serinin klasik oldschool oynanışına yaptığı tek modern dokunuş bu saldırı tüfeği değil. Hızlı koşma, nişan alma (ironsight) ve şarjör değiştirme gibi bir takım yenilikler de bizleri bekliyor Serious Sam 3 BFE’de. Bunu duymak bazı arkadaşların canını sıkabilir belki, bilemiyorum. Ancak şu da bir gerçek ki; bu yeniliklerin hiçbiri modern FPS deneyimini tanımlayan şeyler değil ve bu durumda Serious Sam’i de klasik oldschool köklerinden koparmıyor doğal olarak. Zaten nişan tertibatı ve şarjör değiştirme yalnızca birkaç silahta var. Oynanışa yapılan “modern dokunuşlar” bunlarla da sınırlı değil. Artık tek tuşla yapabileceğimiz bazı öldürücü hareketlere de sahibiz. Bu her ne kadar oyun içinde yalnızca bir “melee” saldırı olarak adlandırılmış olsa da, aslında her biri düşmana “tek atan” birer bitirici darbe. Elimizdeki silaha veya karşımızdaki düşmanın cinsine göre değişik animasyonlara sahip olan bu hareketleri yaparak (belli bir mesafeden E), bir Gnaar’ın gözünü yuvasından çıkarabiliyor, iskelet atların kafasını koparabiliyor, roket atarlı ibişlerin kalbini sökebiliyor, minigun’lı minik akreplerin boyunlarını kırabiliyoruz (minik dediğime bakmayın siz, boyu bizim kadar falan, bir de bunların irileri var). Hatta bu görkemli ve kimi zaman mide bulandırıcı zafer anından elimizde kalan parçaları, üstümüze üstümüze salakça koşturmakta olan diğer ucubelere fırlatarak neşemize neşe katmamız da mümkün. İlk bakışta bunun oyunu kolaylaştırdığını düşünebilirsiniz. Lakin oyun bir süre sonra üzerimize pılı pırtı pazarındaki teyzeleri bile kıskandıracak kadar kalabalık düşman grupları yollamak konusunda öylesine acımasız davranmaya başlıyor ki, bu “melee” saldırılar da kısa süre içinde güçlü etkisini yitirip ara sıra kalkıştığımız eğlenceli bir atraksiyona dönüşüyor. Yani korkmanıza gerek yok Serious Sam hala delicesine ve öldüresiye zor bir oyun.

Bu arada etraftan topladığımız özel power-up‘ların (serious damage, serious speed vs…) ve serinin ikonik silahı haline gelmiş Serious Bomb’un oyunda yer almadığını da belirteyim. Evet, bu birçoğunuzu üzecektir muhtemelen. Ancak bütün bunların ilk olarak Second Encounter’da karşımıza çıktığını düşünürsek, Croteam’in devamlılık adına böyle bir karar aldığını söylemek yanlış olmaz. En nihayetinde First Encounter’da bunların hiçbiri yoktu ve bu oyun da bizleri First Encounter’ın öncesine götürüyor. Yine de Serious Bomb’u araya sıkıştırsalarmış kimse “hayır” demezmiş… İşin asıl güzel tarafı ne biliyor musunuz? Bütün bu iriliki ufaklı değişiklikler oynanışı oldschool ve hardcore temellerinden uzaklaştırmıyor, ama bir yandan da oynanışa ferah ve taze bir hava katmayı başarıyor. Bunun dışında her şey önceki oyunlarla tamamen aynı. Saatlerce, ama saatlerce bitmek tükenmek bilmeyen şekilsiz düşman sürüleriyle çarpışıyoruz. Çoğu zaman ekranda gördüğümüz düşman sayısı öylesine dehşet verici boyutlara ulaşıyor ki; elimizi tetikten (yani bu durumda farenin sol tuşundan) bir an olsun bile çekmeden geri geri gitmeye başladığımızı fark ediyoruz çaresizce. Üstüne üstlük oyunda ilerledikçe bu devasa düşman sürülerine ilk başlarda zorlu birer boss olarak karşımıza çıkmış iri yarı ucubeler de ekleniyor. Önden, arkadan, sağdan, soldan ve hatta havadan… her şey inanılmaz bir tempoda gelişiyor. Croteam, bu korkunç derecede ölümcül ve kıyamet kadar kaotik aksiyonu bir orkestra şefi edasıyla öyle kusursuz bir şekilde dengelemiş ki, sahip olduğumuz her bir silahı ve oyuncu yeteneklerimizin her bir parçasını (genellikle de circle strafing), her an her saniye en üst verimde kullanmamız gerekiyor.

Bu zorlu, eğlenceli ve inanılmaz tatmin edici olduğu kadar aynı zamanda da fazlasıyla yorucu bir deneyim. Ortalama 12-13 saatlik oyun süresi bir yana, bazı bölümleri bitirmek bir, hatta iki saatten fazla vaktinizi alabiliyor. Yarısı sinematiklerden oluşan 4 saatlik koridor FPS’lerinin devrinde bu pek alışılmış bir şey değil tabii. Hem de böylesine yüksek bir tempoda… Pek çok oyunseverin “beyinsiz aksiyon” demeyi sevdiği türden anlayacağınız. Aslına bakarsanız gerçekten de öyle. Ancak şu da bir gerçek ki; ne Call of Duty ne Battlefield ne de bir başka modern FPS oyunu, oynanış açısından Serious Sam’den daha büyük bir “beyine” sahip değil. Özellikle de üst zorluk seviyelerinde Serious Sam’in ne kadar derin, taktiksel ve zorlu bir tek kişilik deneyime dönüştüğünü düşünürsek.

Serious Sam 3: BFE’de de çoklu oyuncu modları önemli bir yer tutuyor. Dilersek senaryoyu arkadaşlarımızla birlikte baştan sona co-op modunda oynayabileceğimiz gibi, iki farklı Survival haritasında omuz omuza bir hayatta kalma mücadelesi de verebiliyoruz. Hem de bu sefer oyun tam 16 kişiye kadar co-op desteği sunuyor. Tahmin etmenin pek zor olmadığı gibi ne kadar çok oyuncu, o kadar çok düşman demek. Bu da elbette bizleri daha yüksek ve sadistik zorluk seviyelerinde oynamak için cesaretlendiriyor ;) Serinin rekabete dayalı (competitive) çoklu oyuncu modlarını temsil eden Versus da bıraktığımız gibi duruyor. Tabii bıraktığımız gibi duruyor olması ne kadar iyi bir şey tartışılır. Zira siz de takdir edersiniz ki; Serious Sam deneyiminin özünde hiçbir zaman rekabete dayalı çoklu oyuncu olmadı ve açıkçası Deathmatch, Team Deathmatch ve Capture the Flag gibi klasik oyun modları istiyorsanız piyasada bu tip bir açlığı giderebileceğiniz çok daha başarılı yapımlar mevcut. Yine de diğer oyunculardan daha fazla yaratık öldürüp belli bir puana ulaştıktan sonra istediğiniz bir oyuncuya dalabildiğiniz Beast Hunt modu sizi uzunca bir süre oyalayacaktır. Bu arada oyunun hem co-op hem de versus modları için 16 kişiye kadar özel sunucu desteğine sahip olduğunun altını çizeyim. Hatta dilerseniz aynı Mac üzerinde ekranı dörde bölüp oynamanız da mümkün. Sizle bu deneyimi paylaşacak kadar sıkı dostlarınız, yeterince havadar bir odanız varsa denemenizi tavsiye ederim.

Görsel açıdan Serious Sam 3: BFE, ortaya gerçekten sağlam bir iş çıkarmayı başarıyor. Serinin açık ara en iyi görünen oyunu olması bir yana, bu yıl çıkan pek çok yapımdan da daha doyurucu görünüyor. Tabii Serious Sam’in büyük oranda “çizgi film şiddeti” sunmaya odaklı bir yapım. Yine de Serious Sam, birkaç ufak gölge, ışıklandırma ve animasyon sorunu dışında olması gerektiği gibi, harika görünüyor. Yaratık modelleri birçok popüler oyun motorunu üzecek kadar detaylı, haritalar kocaman (bazı bölümlerin 1 saatin üzerinde sürüyor), patlamalar görkemli… Üstelik ekranda gördüğümüz birçok şey tamamen yıkılabilir. Ağaçlar, duvarlar, sütunlar… Bu durum, yoğun ateş altında bir yerlere gizlenmeyi de başlı başına bir oyun haline getiriyor doğal olarak. Kaldı ki kocaman bir duvar veya sütun yıkıldığında havaya öyle bir toz kalkıyor ki… Bu anlarda üzerimize hücum eden yaratıkları seslerinden tanımaya çalışıp toz bulutunun içine doğru kör atışlar yapmaktan başka bir çare kalmıyor. Croteam, optimizasyon anlamında da iyi bir iş çıkarmış ortaya. Kocaman haritalar, geniş bir görüş mesafesi, ekranın alabileceğinden çok daha fazla yaratık ve inanılmaz kaotik bir aksiyon. Lakin Hırvatlar oyuna son 5 yılda gördüğümüz tüm oyunların toplamından daha fazla grafik ayarı koymayı ihmal etmemiş. Pek çoğunun adını ilk kez duyacaksınız, bir kısmının ne işe yaradığını anlamak içinse bir çok test yapmanız gerekecek. Bölüm tasarımları da çok çok başarılı kesinlikle. Her şeyden önce bu kez antik Mısır’da değil, modern ve uzaylı istilası yüzünden büyük oranda deforme olmuş Mısır’dayız. Hatta oyunun bir kısmı da neredeyse gri bir harabeye dönmüş Kahire sokaklarında fink atarak geçiyor. Ancak yanlış anlamayın, daha önce de belirttiğim gibi haritalar hala kocaman ve önceki oyunlardan hatırladığımız bol sürprizli gizli odalar da yine her yerde. Kaldı ki çok geçmeden kendimizi Mısır’ın egzotik mekanlarında buluyoruz. Hatta meşhur Ibn Tulun Camii’nin avlusundan bile geçiyoruz.

Unutmadan söyleyeyim; serinin müziklerini besteleyen Hırvat Heavy Metal grubu Undercode da altı yıl aradan sonra muhteşem bir geri dönüş yapmış. Serious Sam 3: BFE, sapına kadar oldschool ve hardcore bir geri dönüş oyunu. Tıpkı Duke Nukem Forever’ın olmasını istediğimiz gibi… Öte yandan bunun herkese göre bir deneyim olmadığı da bir gerçek. En nihayetinde bu, hikayenin tamamen göz ardı edilebilir olduğu; kaotik aksiyondan ve yoğun çizgi film şiddetinden fazlasını sunmayan; üstüne üstlük çoğu zaman acımasızca zorlaşıp klavyeyi ısırmanıza neden olabilen bir oyun. Ciddi olmaya çalışıp saçmalayan modern FPS’lerin rafları işgal ettiği bir dönemde çıkmış, sonuna kadar “aptalca” olan ve bundan da büyük bir gurur duyan, ama öte yandan bu aptallığının içinde boğulmayan delicesine eğlenceli bir oyun Serious Sam 3: BFE. Bize neden FPS oynadığımızı tekrar hatırlatacak cinsten… Tıpkı tanıtım kampanyalarında vurgulandığı gibi bu, erkeklerin erkek olduğu, yalnızca amatörlerin siper aldığı ve tetiğe her dokunuşumuzda bir şeylerin havaya uçtuğu oldschool FPS’lerin altın dönemine görkemli bir geri dönüş. Croteam dünyanın bir yerlerinde hala büyük bir aşkla oyun tasarlamaya devam eden birilerinin olduğunu gösteriyor. Doom dönemini birebir yaşadıysanız veya en azından önceki Serious Sam oyunlarını oynayıp sevdiyseniz Serious Sam 3: BFE size arzu ettiğiniz deneyimi fazlasıyla verecek.


Oyun Özellikleri
Type Here
Oyun Görselleri
mac oyunlarõ