Half Life 2 Episode 1 + 2
Half Life 2 Episode 1 hikayesi çok derin ve daha önce FPS'lerde denenmemiş bir şekilde ince dokunmasıdır. Bir başka özelliği belli bir kısımdan sonra size saldıran komandoların yapay zekası ve sizi askeri taktiklerle çok çok zorlayacaklar…
 
Valve Software firması tarafından piyasaya sürülen oyun kimseninj beklemediği kadar hit oldu. Oyun piyasasını derinden sarsıp dengeleri değiştirdi. Öyle ki bir çok oyun dergisi ve sitesi tarafından oyun yılın oyunu seçildi ve pek çok ödül aldı. Bunun pek çok sebebi vardı. En önemlisi oyunun hikayesinin çok derin ve daha önce FPSlerde denenmemiş bir şekilde ince dokunmasıydı. Bir başka özelliği oyunun belli bir kısmından sonra size saldıran komandoların yapay zekası ve sizi gerçek askeri taktiklerle gerçekten çok çok zorlamasıydı. Ayrıca oyunun fizik modellemesi de gerçekten çok iyiydi. Ayrcı oyun multiplayer modlarına çok açık bir yapıda düzenlenmişti. Bu motorun üzerine yazılan Counter-Strike modu belki de oyundan daha da fazla yankı kopararak şu gün bile net üzerinde çok oyananılan oyunlardan biri olmayı sürdürüyor. Ayrıca bu oyun sayesinde belki de oyunlar kendileri televizyon ve diğer medyalara tanıtabilme olanağı buldu ve gamerlar profesyonelleşme şansları yakaladılar.

Oyun demo görüntüleri ve video gösterimleriyle kendisinden çok söz ettirdi. Gerçi Doom 3 ile arasındaki önce çıkabilme yarışını kaybetti. Oyunun yapıldığı Source oyun motoru esnek bir yapıya sahip ve Valve bu motoru eski Half Life’a ve Counter Strike’a uyarlayıp bunları da Source başlığı altında piyasaya sürdü. Bu motorun belli başlı özellikleri; bir kere source motoru fizik modelleme açısından mükemmele çok yakın bir sonuç sağlıyor. Doom 3’te de insan modellemeleri gerçeğe yakın olsa da HL2’deki insanların yüzleri, tenleri gerçek bir insandan tamamen farksız. Ayrıca su gerçek hayattaki suyun neredeyse tamamen aynısı. Yansımalar olsun, dalgalar olsun tamamen aynı. Ayrıca motorun en önemli özelliği fizik özelliklerini simule etmesi. Gerçi bu Havoc motoru ile zaten önceden başarılan birşeydi ama bu oyun içinde gerçekten gerekli şekilde kullanılıyor ve kendini her şekli ile gösteriyor. Yani birşey eğimli bir alanda ise yuvarlanıyor. Çok ağır birşeyi bu ağırlığı kaldıramayacak bir şeyin üstüne koyarsanız kırılıyor ve bunun gibi aklınıza gelebilecek birçok şey.

Oyunumuzun hikayesi; ilk bölümün sonunda G-Man’in teklifini kabul eden Gordon Freeman  bir nevi uyku konumuna sokulmuştur. Kendinin bilmediği bir süre bu konumda bekleyen Gordon yine G-Man’in direktifleri ile uyanıyor ve uzaylıların işgal ettiği dünyadaki City 17 şehrine binen bir trene ışınlanıyor. Bundan sonraki aşamalarda kendilerini bu işgalden kurtarıp tekrar insan egemenliğini dünyada sağlamaya çalışan asilere yardımcı oluyoruz. Şimdi öncelikle oyundaki karakterlere, düşmanlarınıza ve silahlara gözatalım.

Morgan Freeman: Pek birşey anlatmaya gerek yok herhalde. Crosshairin arkasında artık bilimadamı kimliğinden pek izler taşımayan karakterimizi.
G-Man: Teknik olarak sizin patronunuz. İlk başta amacı dünyaya iyilik yapmak gibi görünüyor. Sonrasında ne olur bilinmez.
Alyx Vance: Oyun boyunca size yardımcı olan asilerinin başının kızı. Başından sonuna kadar oyunun her kademesinde önemli bir rol oynuyor.
Eli Vance : Eski Black Mesa çalışanı ve şimdinin asi lideri. Aynı zaman Alyx’in babası.
Dr. Judith Mossman: Asi karargahında çalışan Eli’nin yardımcılarından biri.
Barney Calhoun: Eski Black Mesa silah arkadaşınızı unutmadınız herhalde. Barney burada da size yardımcı olmaya her zaman hazır ve nazır.
Dr. Alex Kleiner: Gordon’un MIT’deki profesörü ve ona Black Mesa’daki işi veren adam. Ayrıca kendisi Half-Life’taki bütün bilim adamlarının sahip olduğu o uyuz ötesi sese de sahip.
The Administrator: Eski Black Mesa yöneticisi. Yeni City 17 başkanı. Yaratıkların bir kuklası görünümünde.
Father Grigori: Ravenholm’da etrafa kurduğu tuzaklarla az da olsa rahat bir nefes almanızı sağlayan hafiften dengesiz karakter.
Civil Protection: Kendilerine City 17’nin polis gücü diyebiliriz. Pistol ve MP7’ye sahipler , ayrıca  ortalığa manhack ve hopper mine salarak sinir bozucu işler gerçekleştirebilirler. Nispeten zayıf olan bu karakterlerin öldüğünü öldüklerinde kesilen hışırtılı radio sinyalinden anlayabilirsiniz.
Combine Soldier: Elite veya normal olarak karşınıza çıkabilen bu askerler genellikle MP7 ve Pulse Gun donanımlı olarak geliyorlar. Ayrıca Frag grenade de atabiliyorlar. Beyaz kıyafetli olan Elite’ların öldürülmesi daha zor ve arada sırada Pulse Gun Grenade kullanıyorlar.
Strider: Dev metalik örümcüklere benzeyen bu yaratıklar sahip oldukları warp cannon ile başınıza birçok dert açabildiği gibi üzerinize basabilme yeteneğine de sahip.
Antlion: Genellikle ufak gruplar halinde beraber dolaşan bu yaratıkların hiçbir zaman tamamını öldüremiyorsunuz. O yüzden size saldıranlara ateş edip kaçmaya başlayın.
Antlion Guard: Antlionların upgrade edilmiş hali olan bu yaratıklar gerçekten çok zor ölüyorlar ve yarı boss gibiler.
Headcrab: İlk oyundaki eski dostlarımız. Aliendaki facehugger mantığı ile suratınıza yapışıp sonra sizi zombieye dönüştürüyorlar.
Zombies: Headcrablerin kafasına oturduğu zavallıcıkların dönüştüğü beyinsiz yaratıklar. Eğer kafasından vurmazsanız headcrabler peşinizden gelebilir.
Helicopter:  Başbela olan helikopterin seri ateşinden kurtulabilmek gerçekten çok zor. En kısa sürede roket yağmuruna tutmanız lazım.
Combine Gunship: Helikopter başbelası ile bu ondan daha beteri. Daha iyi silahlanmış ve daha fazla manevra kabiliyeti var. Helikoptere uyguladığınız reçeteyi uygulayın.
Manhack: Uçan mekanik sivrisinekler. Rahatsız edici gibi gözükse de pek birşey yapamıyorlar. Gravity gun ile düşmanlarınız üzerinde kullanabilirsiniz.
Scanners: Zamanında yokedemezseniz yerinizi bütün combine takımına haber verebilir.
Hopper Mine: Kendisini yerleştiren kişiye göre kendini ayarlayan bu mayınlar yaklaşan kişi düşmansa ötmeye başlıyor ve düşman yanına gelince yerden zıplayıp patlıyorlar. Gravity gun ile kendi amacınız için kullanabilirsiniz.
Barnacle: İlk oyundaki havadan uzantılarını sarkıtıp av bekleyen tavana yapışmış yaratıklar. En zevklisi bunların ağzına birer patlayan varil verip yukarı çıkarken ateşe vermek.


Gabe Newell diyor “Half-Life’yi bitirmeyi düşünmüyoruz” diyor. O halde bende ona sesleniyorum bir cevap niteliği olarak ve diyorum ki: Bitmesini istemiyoruz! Karşınızda Half Life 2 Episode 2
 
Oyunlar bizi eğlendirir hatta eğitirler. Bazılarının sürükleyici hikaye yapıları bizi gerçek dünyadan alır götürür, bazıları ise sırf aksiyona önem verirler. Genelde bir şeyler ters gider ve güzel gelişen olaylar tam tersine döner. Sonrası içinden çıkılmaz bir hal alır ve artık karşı saldırı veya kurtarma çabaları faaliyete geçer. “Half-Life” Bu isime iyi bakın. Bilmeyeniniz yoktur. Günümüzde başarısız deneyler sonrası gelişen olayları konu alan yapımlar artık oldukça fazla, ama Half-Life bu kavramı başlatan, hikaye anlayışını sergileyen ilk önemli yapımlardan biriydi. Valve bu işin mimarlarındandı ve bu eşsiz mimari daha da gelişerek günümüze kadar taşındı. Gabe Newell diyor “Half-Life’yi bitirmeyi düşünmüyoruz” diyor. O halde bende ona sesleniyorum bir cevap niteliği olarak ve diyorum ki: Bitmesini istemiyoruz!

Yıllarca bir çok şeyi bekleriz, oyunlar da buna dahil. Biz beklerken zaman geçer, zaman geçtikçe biz değişiriz, zaman değişir hatta oyunlar değişir, ama Half-Life değişmez, gelişir. Nadir birkaç oyun gibi. Sistemimizi bir örümcek ağı gibi saran muhteşem kurgudaki hikaye yapısı, karakterleri ve hatta yıllardır değişmeyen bir çok özelliğiyle bir fenomen, bir yaşam biçimi ama “yarım” olarak. Episode’ler bize sadece Freeman ve Alyx hatta beraberinde direnişte bulunan insanların direnişini değil, oyundaki dünyanın nasıl değiştiğini ve buna ayak uydurmak zorunda olduğumuzu gösteriyor. İlk Half-Life’ta dünyaya dönmeyi başarmıştık. HL2’de büyük patlamadan kurtulmayı başarmıştık. EP1’de şehir tam anlamıyla yok oldu ama biz yine kurtulmayı başarmış. Ayrıca birçok soru işaretiyle kala kalmıştık. Şimdi ise tekrar kurtulmayı ve kurtarmayı amaçlıyoruz. Doğanın dengesi bozulmuş olmasına rağmen her şeye direnen tabiat ve dünyaya açılan dev bir Portal. Yalnız mıyım? Tabii ki hayır.

Bazen düşünüyorum da bu oyunun ana karakteri acaba Freman değil de Alyx olabilir mi? G-MAN yoksa Freeman’ın kendisi mi? Bu ve bunun gibi birçok soru cevaplanmayı beklerken maceranın da kaldığı yerden devam etmesi ve cevapların bulunması gerekiyor. Episode Two’da kurtarıcı meleğimiz Alyx yine bizi kurtaran isim olarak karşımıza çıkıyor. O kadar sempatik ve güzel bir karakter ki Alyx, sevmemek elde değil ve tabi onun için endişelenmekte. Gravity Gun ile bir kez daha maceraya başlarken ilerleyeceğimiz yedi bölüm boyunca neredeyse hiç yalnız olmayacağız. Yeri ve zamanına göre yanımızda bazen Alyx, bazen yaratıklar, bazen ise direniş askerleri olacak. Bu durumda Alyx bizimle beraberken elektronik cihazların kontrolünde önemli rol oynuyor, yanımızda savaşan askerler silah ve sağlık desteği sağlıyorlar. Son olarak yaratıkların özel güçleri sayesinde açılamayan dev kapıları açabiliyor ve düşmanlarımıza karşı büyük bir savunma kurmuş oluyoruz. Dog’u da unutmamak lazım. Onun öyle bilinmedik saldırdığı anlar var ki; tam hayat kurtarıcı cinsten. Mekanlar bakımından diğer HL oyunlarına göre oldukça farklı olan Episode Two, ayrıca başta söylemekte yarar var ki; ilk Episode’den de kat kat daha iyi ve daha heyecanlı bir yapım olmuş. Eklenen yeni araçlar ve yaratıklar hem avantajımız hem de dezavantajımız konumunda. HL’nin belki de en çok sevdiğim yanı ise oyunun orijinalliği. Yıllar geçmesine rağmen eskiden bugüne hala aynı silahlar ve aynı silah sesleri mevcut. Bu belki de bir direnç göstergesidir ama kesin olarak kalitedir. Şüphesiz ki Magnum’un yarattığı etkiyi ve sunduğu sesi başka bir oyunda bulamam şahsen. Belki benim gibi düşünenler de vardır.

Oyun boyunca oldukça geniş mekanlarda bulunuyoruz. İlk olarak mağaralarda yaptığımız geziler sonrası doğaya merhaba demek oldukça hoş. Ayrıca çoğu zaman oldukça uzun mesafeler kat etmek zorunda olduğumuz için oldukça güçlü bir motora sahip aracımız da emrimize amade sunulmuş. Sadece sür ilerle tarzı değil hikaye ilerledikçe aracımıza bazı geliştirmeler ekleniyor. Bunlar Radar ve taşıma aparatı olarak göze çarpıyor. Radarımızla etraftaki düşman faktörünü ve dost birliklerin konuşlandığı binaları görme şansına sahip olurken ikinci geliştirme eklentisi sayesinde bomba taşıyabiliyoruz. Böylece dev örümceklere zamanında müdahale edebilme şansımız artıyor ki onlar da yalnız değil yanlarında en az iki koruyucu ile hareket ediyorlar. Bu yüzden saldırı düşünürken ilk hamleyi bence bu küçük yaratıklara yapmakta fayda var. Hikaye akışı gereği oyunun büyük bir bölümünde Combine askerleri bulunmuyor. Onların yerine sürekli yaratıklarla uğraşıyoruz, ama hasret oyunun ortalarına doğru sona eriyor ve Combine’lerimiz bize merhaba diyorlar. Aksiyon tam sürdüğü sırada laboratuarda da çalışmalar sürüyor dev bir roket için. Bu mekanı ziyaret ettiğimiz de Alyx ile babası arasında duygusal anlar yaşanıyor ki bu anı bozmak bir marifetmiş gibi içeri düzgün giyimli bir adam giriyor (Arne Magnusson) ve “Galiba çay saati geldi” gibi alaycı bir cümle sarf ederek Gordon’a yani bize yöneliyor. Durum şu ki dev örümcekleri alt etmenin kolay yolu eğitimden geçiyor. Bu şahsiyette bizi eğitim alanına götürerek zayıf yönlerini öğrenmemizi sağlıyor. Ayrıca bazen duvarlar da eğitici tablolar görmekte mümkün. Oyun akışı içerisindeki mükemmel müzikler ise atmosferi tamamlıyor.

Grafikler, Source dehasının hala ayakta olduğunu gösterircesine tüm ihtişamıyla arz-ı endam ediyor. Tasarımlar, karakterler, çevre ve buna ek olarak ışıklandırma ve gölgelendirmeler oldukça başarılı. Muhteşem görsellik etkisi muhteşem seslerle birleşerek harika bir dünya sunuyor bize. Üstelik çalışabileceği sistem de öyle ahım şahım bir şey değil. Yapay zeka faktörü de yerinde. Yani bu oyunda her şey yerli yerinde. Tek eksik olan Gordon’un hala konuşmaması. “Bir gün belki Gordon konuşabilir…” umuduyla Half-Life alan veya bekleyen insanlar da vardır mutlaka. “Bildiğimiz bir şey var ki bu çizgi bozulmadığı sürece Half-Life asla bitmeyecek ve devam ettiği sürece de bu çizgi bozulmayacak.” FPS oynuyor musunuz? Eğer Half-Life’yi bir kere bile oynamadıysanız siz aslında asıl FPS’ler den birini oynamamışsınız demektir.


mac oyunlarõ