Prince of Persia The Two Thrones
90’lı yıllarının oyunu yenilenmiş yüzüyle tekrar karşımızda ama bu sefer çok daha güzel, çok daha eğlenceli, çok daha hareketli 3D oynanabilirlikle…
 
Benim yıllar önce oynadığım ilk oyun neydi diye sorsanız size hemen aklıma gelen zindandan prensesi kurtarmak diyebilirim. Evet arkadaslar yıllar yılları kovaladı ve karşımıza bu mükemmel 1990 lı yılların oyununun yeni versiyonu ve tamamen yenilenmiş hali karşımıza çıktı. İyi ki de çıktı diyebilirim arkadaşlar çünkü uzun saatler harcayacağınız güzel bir oyun. İyi ki bir prensimiz var oyun dünyasında. Her macerası bizi ayrı sürüklüyor ve oynarken aldığımız keyfi, her yeni yapımında vermeye devam ediyor. Geçmiş ile şimdiyi karşılaştırdığımız zaman bazen gerçekten şaşırıyor ve “Vay be!” demekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Prince of Persia, zaman tünelinde uzun bir yolculuk yaptı ve karşımıza teknolojinin nimetlerinden faydalanarak birkez daha çıktı. Amiga’lardaki Prince of Persia’da yapabildiğimiz basit ve ama göze hoş gelen aksiyonlar ve hareketler varken, prensimiz zamanla yeni yeteneklere sahip oldu; duvarlarda yürümeye, sütunlardan atlmaya ve hatta zamanı bile geri almaya başladı. Yenilikler zamanla abartı olmasa da; oynanış, hoplamalı zıplamalı bulmacalar ve ölümcül tuzaklardan kaçmak için göstermemiz gereken çabalar, Prince of Persia’nın ana damarlarını oluşturuyordu. Hiçbir yenilik olmasa bile bunlar ile uğraşmak, bunun yanında karşımıza çıkan düşmanları da güzel grafikler eşliğinde kesmek, bize bitmek tükenmek bilmeyen bir eğlence sağlamaya yeter de artardı.

Prince of Persia; The Two Thrones, kısaca konusu; prensesin ya da mevzubahis dişi insanın başına birşeyler geliyor ve biz de onu kurtarmak adına türlü tehlikeler arasına dalıyoruz. Bizi kesip biçmek için uğraşan, canlı ve cansız birçok tehlikeye karşı, akrobatik vücudumuzu ve hareketlerimizi kullanıyoruz. Two Thrones’da da bu konsept yine aynı. Başlangıçta bizi kaliteli bir video bekliyor arkadaşlar. Gemimiz ile Babil’e doğru yola çıkıyoruz ve olması gerektiği gibi başımıza gelmeyen kalmıyor. Prensesimizle birlikte ilerlemekte olduğumuz gemimiz, saldırıya uğruyor ve denizin dibini boyluyoruz. Buradaki su efekti gerçekten çok hoşumuza gitti. Kendimize geldiğimizde prensesin yanımızda olmadığını görüyoruz. Kendimizi Babil’de bir sahilde buluyoruz ve biraz ilerleyince prensesin, düşmanlar tarafından bulunduğunave alıkoyulduğuna kendi gözümüzle şahit oluyoruz ve gözümüz dönüyor.
İlk olarak grafiklerden bahsetmek gerekirse, bu konuyla ilgili enteresan gözlemlerim oldu. Muhteşem bir video’dan sonra esas oyuna geçtik. 3D boyutlu grafiklerin göze hoş geldiğini ilk başta söylemek isterim. Arka planın yanında prensimizin animasyonları göze hoş geliyor. Oyunu bir aksiyon olarak ele aldığımızda grafiklerin çok etkileyici olduğunu rahatlıkla söleyebilirim. 3. şahıs görünümünden oynadığımız yapımda, bazı yerleri daha sağlam gözlemleyebilmek adına 1. şahıs ya da kuş bakışı kamera modlarını da artık kullanabiliyoruz ;)

Başlangıç bölümü, bize hareketleri hatırlatmak ya da öğretmek adına hazırlanmış. Bir tarafdan ilerlerken, diğer yandan da oyunda uygulayabileceğimiz akrobatik hareketleri de öğrenmiş oluyoruz. Birbirinden farklı hareketlerimiz var ve neredeyse her çıkıntı, sütun ya da çubuğu kendimize hareket oluşturabilecek şekilde kullanabiliyoruz. Mesela; iki duvar arasında süzülme, hançerimizi ve zincirimizi kullanarak çeşitli yerlere tutunabilme gibi özelliklere sahibiz. Şu meşhur duvarlarda yürüyebilme yeteneğimizi koruyoruz. Oyunun hareketleri bize yavaş yavaş öğretmesi çok iyi düşünülmüş. O kadar çok var ki, büyük mekanlara geldiğimiz zaman kafamızdan çok fazla varyasyon geçiyor ve aslında çok basit yapmamız gereken birşeyi düşünemez duruma gelebiliyoruz. Bu muhtemelen çok sık başınıza gelecektir. Mekanları iyi araştırmalı ve her türlü çıkıntı ile duvarlar kontrol etmelisiniz.

Gelelim oyunun aksiyon sahnelerine… Dövüşlerimiz her zamanki gibi. İlk başta elimizde bir şey yokken, daha sonra hançerimizi buluyor ve böylece dövüşebilecek duruma geliyoruz. Uygulayabileceğimiz çeşitli kombolar ve varyasyonlar bulunuyor. Komboları, oyunu durdurup ‘Combos’ kısmına girerek öğrenibilirsiniz. Duvarlardan atlayarak, yerde taklalar atarak ya da atma özelliğimizi kullanarak çok çeşitli kombolar üretebilirsiniz. Düşmanların yapay zekaları yabana atılır gibi değil. Bize arka arkaya saldırarak zaman zaman ölümcül hasarlar verebiliyorlar. Özellikle, ok atan düşmanlara karşı çok dikkatli olmak gerekiyor. Havada manevra halindeyken bizi vurduklarında, eğer yükseklerdeysek düşüp ölebiliyoruz. The Two Thrones’a eklenen önemli bir özellik, ‘Speed Kill’ olayı. Bazı durumlarda düşmanlara yaklaştığımız zamanlarda, bir göz işaretiyle birlikte ‘speed kill’ aktif hale getirebilirsiniz. Bu, düşmanlara arkadan yaklaştığımız ve bizi duymadıkları durumlarda ortaya çıkıyor. Aktif hale getirdiğinizde; prensimiz yaklaşıp düşmanı kavrıyor, işte bu noktada uygun zamanlarda saldırı tuşumuzu kullanmamız gerekiyor. Yanlış yaptığımızda, düşman bizi üzerinden atıyor ve birebir dövüşmek durumunda kalıyoruz.

Prince of Persia’nın klasikleşmiş ölümcül tuzakları da burada yerlerini korumaktalar. Tehlikeli mi tehlikeli, dikenli mi dikenli tuzaklar var. Buralarda, hızlı olmalı ve zamanlamayı dikkatli yapmalıyız. Kimi durumlarda, uygun zamanda duvarda yürümeli, uygun zamanla takla atmalı ya da zıplamalıyız. Kayıt zamanını geri alma olayı, The Two Thrones’da da aynen yerini koruyor ve büyük önem teşkil ediyor. Yanlış bir hareket yapar, bir yerlerden aşağı düşersek, ya da ölürsek, zamanı ‘Rewind’ yapıyor ve ölmediğimiz kısma gelene kadar oyunu sarabiliyoruz. Tabii bunun için, ilk başlarda biraz ilerleyip ‘Zaman Kumları’nı bulmamız gerekiyor. Daha sonra bu özelliğimiz aktif hale geliyor. Zor durumda kaldığımızda gerçekten bizim hayatımızı kurtarıyor. Sınırlı sayıda geri alma hakkımız var ve bunları doldurmak için, eşyaları parçalayıp ya da düşmanları öldürüp kumları toplamalısınız.


mac oyunlarõ